Yırtıcılara has bakışlarıyla beni baştan aşağı süzerek inceden inceye tetkik etti. Ben de aynı şekilde ona karşılık verdim. Bu adam sadece uzayda yer kaplamıyordu; onu dolduruyordu. Daha önce kitaplarla dolu olan mağaza artık onunla doluydu. Yaşı otuz civarında olmalıydı. Boyu bir doksanın biraz üzerindeydi. Koyu renk saçları, altuni teni ve kapkara gözleri vardı. Hatları güçlü ve yontulmuşçasına keskin ve düzgündü. Aksanını tanıyamadığım gibi, milli- yetini de tam olarak çıkaramamıştım. Avrupalı ile Akdeniz melezi olabilirdi. Hatta belki de atalarından biri Çingene kanı taşıyordu. Koyu gri renk şık bir italyan takım elbise ve tertemiz beyaz bir gömlek giymiş ve kendinden desenli bir kravat takmıştı. Yakışıklı değildi. Bu sıfat onu tanımlamak için fazla sıradan olurdu. Jericho Barrons, öldüresiye erkeksiydi. Seksiydi... Cczbediciydi... Kara gözlerinde, dolgun dudaklarında, hatta duruşunda bile her an hazır bir çekicilik kendini şiddetle hissettiriyordu. Milyonlarca yıl da yaşasam flört edemeyeceğim türde bir adamdı.
Hikayemiz Scout adlı küçük bir kızın, babasının(Atticus) beyaz bir genç kız tarafından zenci birine atılan iftira sonucu onun avukatlığını almasıyla başlıyor. Eşitlik, adalet, demokrasi kavramlarına