mezarlıklar bana, hayattaki tek gerçek, tek yalansız manzara olarak görünürdü ama hoşuma gitmeyen şeyler, içinde yine karşıma çıkan o insani kurnazlığı, ikiyüzlülüğü barındıran mezar taşı yazıları, dini sembollerdi. yine devreye insanın yarattığı o tiyatro sahnesinin plastik dekorları giriyor ve ölümü dahi kendi çıkarına göre biçimlendiriyordu.
hayatımın özeti, düzeltilemeyecek kadar vahim bir anlatım bozukluğu...
beni daha fazla konuşturma...
ben susayım, sen ağla...
gusül abdesti alabileceğim kadar gözyaşı biriktir benim için...
sonra beraberce çayıma siyanür karıştıralım. Önce göm beni, sonra anla...
yaşamımla başa çıkacağımı, insanlara dayanabileceğimi ummazdım bugüne değin, utanç duyardım bundan ötürü, ama sen, her şeyi öğrettin bana şimdi, dayanılmayacak gibi olan yaşam değilmiş meğer.
Kocanın beni sevmesi, varlıklı birinin yoksulluğu sevmesine benzer.
Sen beni var olmanla kurtarmadın mı?
haysiyet, şeref gibi kayıtlara aşina olmadıkları halde, gurur ve kibirlerine dokunulur; acizlikleri yüzlerine çarpılırsa kendilerini kaybedecek kadar hiddetlenirler.