İnsan son sayfasına kadar ne olucağı bilinmeyen bir roman gibidir.Bende kendi romanıma kendim dışımda insanlardan, yazarlardan yaşanmışlıklar ekleyip ömür yolculuguna devam eden bir seyyahım :)
Kitap kademeli olarak Selim ve Zeynep'in sevdalarını ayrılıklarını,beklemelerini ve en son kavuşmaları üzerine ilerliyor.İçerik olarak klasik Zülfü Livaneli eserlerindeki hüzün kısmı var fakat bu sefer politik çerçevede yoğun eleştirilerin olduğu bir eser oluşmuştur.
Eserini okurken son derece Zülfü Livaneli kaleminin dışında bir yazım hissettiriyor.Yoğun şekilde nefret ve sert söylemler bulunmaktadır.Cümlelerde önceki romanlarında esame bulunmamaktadır.Okurken kendimi son derece rahatsız hissettim ve biran önce başladığım eseri bitirmek istedim. Sadece benim böyle hissetmediği düşünüyorum. 60 lı dönemlerden itibaren başlayan cuntacı rejimlerin halka karşı yoğun baskılarını çok iyi bilmekle beraber romanda çok fazla tutarsızlıklar bulunmaktadır.
Bekle BeniZülfü Livaneli · Can Yayınları · 202518,1bin okunma
"Gelmiş geçmiş en iyi günlerdi,gelmiş geçmiş en kötü günlerdi;hem bilgelik çağıydı hem ahmaklık;hem inancın devriydi hem şüpheciliğin;hem Aydınlık hem Karanlık bir mevsimdi;umudun baharı,umutsuzluğun kışıydı;hem her şeyimiz vardı hem hiçbir şeyimiz yoktu;hepimiz ya doğruca Cennete gidecektik ya da tak aksi istikamete"
Edebiyat tarihininin en güzel başlangıçlarından bu giriş cümleleri tüm kitabın büyüsünü açıklamaktadır.Kelimelerin,cümlelerin dans ettiği eserde 1700 yılların son çeyreğini iliklerine kadar hissettirecek aynı zamanda kişiyi düşündürecek kadar etkiliydi.
Tatlı bir tebessüm gibi içime işledi sözlerin...
Kitaba dair her hatırladığım olayların etkisine girip karakterlere dair düşüncelerim sürekli değişmekte ve etkilemektedir.Çoğu okuduğum dışında İki Şehrin Hikâyesi kitabınının beni bu kadar etkisine aldığını hatırlamıyorum.Kitaba dair hikaye ve yazara dair çıkarımlarından bahsedeceğim.
Spoiler içermektedir.Bu doğrultuda okunmasını rica ederim.
Kitabın ilk sözlerinde de belirtilen şekilde dönem hem karanlık hem de umut dolu günlerde vardı.İlk bölümlerde Fransız ihtilali öncesi karanlık ve adaletsiz yılların tüm sefaletini,adaletsizliği sonuna kadar yazar hissetirdi.Fransa Paris ve İngiltere Londra düzleminde geçen şehirlerin durumları son derece acı ve Aristokrasinin tüm acımasızlığını gözler önüne sermektedir.
Hukuk sistemi,sefalet,adalet,Fransız İhtilali,kişinin kendini keşfedememesi,Aristokrasi,Hapishane gibi konular ile son derece muhteşem hikaye kurgusu oluşturulmuştur.
Paris'te Defarge adlı meyhaneci karakterlerin devrimin ateşini başlattığı yerde bir fıçının patlaması sonucu yere dökülmesi ile tüm sokakların şarabın kırmızılı etrafında tüm sefaleti hissetirmektedir.Aynı sokaklarda Fransız ihtilali sonrası şarabın kırmızılığı yerine kanın almasıda son
İki Şehrin HikâyesiCharles Dickens · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202376,5bin okunma
Kitap okuma serüvenimde daha önce çok az polisiye-tarih roman çok fazla bulunmamaktaydı.Polisiye tarzında Sherlock Holmes kitabı sadece vardı. Ahmet Ümit vb. yazar hiç okumamıştım ve beni çok etkiledi.Bu etki yerli yazarlara bakış açımı değiştirdi.
Kitabın kurgusu ve derin tarih bilgileriyle okurların hepsini içine çekip bilinmemezlik girdabına soktuguna eminim.Her okudugum sayfadan sonra bir sonraki sayfadaki merak artırıyor. Karakterlerin başlıca özelliklerini kafamda yaşatıyor ve heyecanlarını,kızgınlıklarını,acılarını hissetirdi.Kitabın sonlarına dogru katili otomatik çözülüyor ya da ben öyle hissettim dogru katil karşıma çıktı.Son derece acıklı bir son ile...
Okuma açısından son derece verimli bir kitap okuması oldu.Okumalarıma ekleyeceğim bir yazar oldu.Bundan sonraki süreçte Ahmet Ümit kütüphanede yer alıcaktır.
Kitabı en çok okunan,önerilen popüler kitaplar özelinde satın alıp okumaya başladım.Kendi nezdimde çok popüler olp okunmaya deger bulmadığım bi çok kitap olmuştu.İnsanlar bu kitapları neden bu kadar çok okuyor,neden bu kadar popüler hep aklımdan geçmiştir. Denizi Yitiren Denizci başlamadan önceden bu hissiyata kavuştum. Ön yargısız şekilde okuyama çalıştığım Denizi Yitiren Denizci an itibariyle bitirip yazıma başladım.Fakat bende bir etkide bulunmadı.Sadece kitabın son sayfalarına dogru merak içindeki bilinmemezliğin esrarını hissettim.Fakat derinlerime etki etmedi.
Genel olarak konusu yetim bir çocuk,annesi ve kitabın isminide veren bir denizci adam etrafında gelişmektedir.Yavaş yavaş çocuk ve ailesinin hayatından bahsetmekle başlamışken denizcinin derin karanlık ve bir o kadar da gökyüzündeki tek ışık damlası geleceğini hissettiryor. Ve hepsini mutlu bir aile tablosu içinde birleştirmeyi hedefliyor.
Denizlerden bıkmış fakat kopamayan bir denizci,denizde fakat orada bir boşlukta karaya geldiğinde de karanlık bir yaşam.Bu belirsizliğin içinde yabancısı olduğu bir kadın.Belkide tüm yaşamını değiştirip dinginliğe kavuşucak.Ama kitabın sonlarına dogruda buna gitmek istemiyorda onu hayal etmekten keyif alıyor gibiydi.
Genel hatlarıyla klasikler dışında okuduğum bu popüler eser basit bir okuma ile bitirilebilir fakat ne amaçla okunulduğuna baglı olarak belki birşeyler katabilir.
Çarlık Rusya'nın soguk,tipili,gaz lambalı uzak kasabalarında gecenin bir yarısında buz kesen yer tutamacından inmek zorunda kalınılsın.Hem de her gece ya da sabaha karşı kapın heyecanlı bir köylünün zıplayan kalbinin çarpıtısınında ile zilin çalınsın,işte o zaman insan hayatının bir uçurumda mı yoksa bir geçişte mi her saniye sorgular.
Buradan çıkılırsa sapasağlam bir doktor olarak çıkılıcak işte karşısınızda Doktor Bomgard.Belkide Mihail Bulgakov kendisi. Yazar yaşamını tıp alanında eğitimini görüp atılmıştır.Bu kitabında da belkide (büyük çoğunlukla) yaşadığı zorlukları bir karakterde bütünleştirmek istemiştir. Sonucunda kitabı okurken insan yaşamadığı bilmediği doktorluk mesleğinin zorluklarını,yaşanmışlıkları sonuna kadar yaşıyor. Mihail Bulgakov bizlere 3 farklı doktorun görünenden ziyade içsel yolculukta her doktorun zorluklar ile nasıl başa çıktığını göze sermek istiyor.
Bomgard,Polyakov,Yaşvin.
Kitabın başından sonuna Bomgard'ın gözünden Rus devrimini,köylülerin yaşamını,siyasi olayları,ekonomik yetersizliği,gelişmemişliği,insanların dinlememesin tüm eleştiriler ve çıplakla görmekteyiz.
Bomgard kendi içindeki korkular ile savaşının sonucunda galip çıkan bir doktor olarak ilerliyor.
Polyakov, ufak hastalığının sonucu bagımlılık ile tüm hayatını mahvediyor.Kişisel hastalığı yerine insanların hastalığını iyileştirip kendini unutturuyor.
Yaşvin,dışarıdan çevrelerce en kusursuz kişi olarak karşımıza çıkıyor.(Dış görüşünüş ve çevresine etki)Gerçekler hiç öyle değil fakat dışarı yansıtmadığı derin acılar içinde doktorlugunu devam etmektedir.
Sonuç olarak toplum tarafından kusursuz olarak bakılan meslekte kişilerin aslında altında derin yatan acılar vardır.Onlarda bizim gibi insandır.Hastalıkları,bagımlılıkları en önemliside hayatları vardır. Doktorluk özellikle tarih boyunca her