Hepimiz hayatımız boyunca sayısız duygudan geçiyoruz; sevgi, korku, endişe, kızgınlık… Sevgiyle güçlenirken, korkuyla sınırlarımızı keşfediyoruz. Üzüntüyle derinleşip, endişe ile hazırlıklı olmaya çalışıyoruz.
Ben de hayatta her duyguya hazır olduğumu düşünürdüm.
Biri hariç;
Pişmanlık..
Pişmanlık ayaklarının altından zeminin kayması, mutluluktan uçtuğun bulutlardan yere çakılman. Susulan cümlelerin içinde büyümesi, ışığın kırılmaması, gerçekliğin yanılsaması…
Elinde sahipsiz kalan bir kitapla, yüreğinde yankılanan duygularla, bulanık bir suda harelenir pişmanlık..
Üç bin yıl da yaşasan, bunun on bin katı fazla da yaşasan hiç kimsenin yaşadığı hayatın dışında başka bir hayat yaşamadığını, kaybetmekte olduğundan başka bir hayatın olmadığını ve hiç kimsenin yaşadığı hayatın dışında başka bir şey kaybetmediğini hatırla. İşte bu yüzden uzun bir hayatın da kısa bir hayatın da varacağı son aynıdır. Çünkü “şuan” herkes için aynıdır. Bu yüzden sadece “an” kaybedilir. Dolayısı ile hiçkimse ne geçmişi kaybedebilir ne geleceği…
Öyle değil mi ama ?
"Yaşlanmaya hiç niyetirn yok. RUH yaşlı doğar, ama giderek gençleşir.
Bu hayatın KOMEDİsidir.
BEDEN ise genç doğar, ama giderek yaşlanır. Bu hayatın TRAJEDİSİdir. "