"Hafıza şeytanın ta kendisidir," demişti. " Hatırlayarak ölüyü diriltebileceği gibi, unutarak diriyi öldürebilir insan. Ağılı bir kudret bu, korkunç bir beceri."
Güzel, zengin kızla, yakışıklı ve bir o kadar gururlu fakir oğlanın eksik olmadığı televizyona, dondurma tanıtırken kadın pazarlayan reklamlara, kitleleri uyuşturan futbola, insanları aptallaştıran popüler kültür zirvaliklarina, vıcık vıcık yaşanan aşklara, sistemin koyunlarının tapındığı siyasi putlara, milyon dolarlarla oynayıp Müslümanlara kanaat etmeyi öğreten din adamlarına, sanatı bir klozet markası sanan cahil insanlara bir saniye dahi olsa tahammül edememek... Yani dünyanın neredeyse yüzde doksanina hâkim olan her şeye...
"Biraz daha insaniyet kazanıyoruz diyebiliriz. Kitap okurken başkalarının duygularını paylaşabiliyoruz. Bizleri bitmek tükenmek bilmeyen bir telaşla başarıya koşturacak şekilde tasarlanmış bu dünyada, koşmayı bırakıp etrafımızdaki insanlara bakma olanağını elde ediyoruz. Bu yüzden daha fazla insan kitap okursa bu dünyanın biraz daha güzelleşeceğini düşünüyorum."
Mustafa Bey çevrede bakınan çocuklara adlarını soruyor. Söylüyorlar: Zekiye, Ramazan, Fatma, Güssün, Mevlüt, Dudu, Kadir, Pınar, Zehra. "Koyup gidenler nurda yatsın; bunlar ne güzel adlar böyle?" Onları sofraya çağırıyor: "Gelin, sıkışın aramıza! Gönlün sığdığı yere köy sığar!" diyor. Çocuklar kitaplara binip kimi kapıdan, kimi pencereden uçup gidiyor.