ByMur

ByMur
Seyyah, okur, yazar ve fotoğraf! Yoksan dahi yokluğundan agâh Bir gün olurum seninle hemrâh ~Abdülhak Hâmit
Hasan el-Vezzân'ın hayat hikâyesi, pek çok esere ilham kaynağı olmuştur. Amin Maalouf, bu renkli, zorlu ve ibret dolu hikâyeyi Leon l'Africain (1986) romanında edebî bir kimliğe büründürür. Roman, şu sözlerle başlar: "Ben, Muhammed'in oğlu Hasan, 'te- razici' (el-vezzân)... Ben, Jean-Leon de Medici... bir berberin sünnet ettiği, bir papanın vaftiz ettiği ben... şimdilerde bana Afrikalı diyorlar. Fakat ben ne Afrikalıyım, ne Avrupalıyım, ne de Arabistanlıyım. Bana Gırnatalı, Faslı, Zeyyatili de derler; ama ben hiçbir ülkeye, hiçbir şehre, hiçbir kabileye ait değilim. Ben yolun evladıyım; benim ülkem kervandır; hayatım, yolculukların en beklenmeyenidir..." Bir edebiyatçının kaleminden dökülen bu fiktif sözler, Afrikalı Leo olarak şöhret bulan Hasan el-Vezzân'ın farklı dünyalar arasında yaşadığı maceraları, tecrübeleri, acıları, travma- ları, heyecanları, hüzünleri ve sevinçleri tasvir etmektedir. Farklı dünyalar arasında köprü olmakla kendi olmak arasındaki gerilim, Afrikalı Leo'nun hayatını ve eserlerini şekillendirmiş görünmektedir. Belki de bu kurgu, Hasan el-Vezzân'ın yaşadıklarından çok bizim modern ön yargılarımızı ve yersiz beklentilerimizi ifade ediyor. Belki de yeryüzünün her noktasını kendine vatan edinebilen el-Vezzân, şartlar ne olursa olsun hayatını en doğru ve en dolu şekilde yaşamak için mücadele veriyordu. Geride bıraktığı tarihçeyi hayat ve eserleri, onun Gırnata'dan Fez'e, İtalya'dan Fas'a uzanan hayatını boşa harcamadığını teyit ediyor. 41. Mustafa Bilge, "Hasan el-Vezzân", TDV İslâm Ansiklopedisi
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Pek çok yönden Sicilya, Endülüs İslâm kültürünün bir parçası haline geldi. 17 12. yüzyılda Sicilya'da Müslüman Araplar ve Hristiyan Avru- palılar arasında yaşanan etkileşimin dikkat çekici örneklerinden biri, dünya haritacılık tarihinin en büyük isimlerinden biri olan Şerif el-İdrisî'nin (1100-1165) hikâyesidir. Ünlü İdrisî hanedanı- na bağlı asil bir aileden gelen ve bugün Fas sınırları içerisindeki Sebte şehrinde 1100 yılında doğan İdrisî, eğitimini Merakeş ve Kurtuba'da tamamladı. Coğrafya ve botaniğe olan merakı saye- sinde Güney Avrupa, Balkanlar, Kuzey Afrika ve Anadolu'da uzun seyahatlere çıktı. 38 yaşında Norman Kralı II. Roger'in daveti üzerine Sicilya'nın başkenti Palermoʼda bilimsel çalışmalar yapmaya başladı ve yirmi yılı aşkın bir süre burada kaldı. Dünya haritacılık tarihinde bir dönüm noktası kabul edilen ünlü ese- ri Nüzhetü'l-müştâk fî ihtiraki'l-afak adlı hacimli eserini burada kaleme aldı. 1154 yılında tamamlanan bu eser, aynı zamanda Kitâbu Rucâr ve el-Kitâbur-Rucârî yani “Roger’in Kitabı" olarak da bilinir. İdrisî, bu verimli çalışma döneminde dünya haritacılık tarihinde çığır açan iki önemli eser daha ortaya koydu: Gümüş üzerine hâkkedilmiş yuvarlak dünya haritası ve 70 bölümden olu- şan ve farklı bölgeleri (“iklim”leri) konu alan dünya haritası. Batı kaynaklarında Tabula Rogeriana olarak bilinen yuvarlak gümüş dünya haritası, Roger'in ölümünden sonra 1160 yılında bir isyan sırasında isyancılar tarafından parçalanarak bölüştürüldü. 18
Tarihe Bakış
Sicilyada İslam Pek çok yönden Sicilya, Endülüs İslâm kültürünün bir parçası haline geldi. 17 12. yüzyılda Sicilya'da Müslüman Araplar ve Hristiyan Avrupalılar arasında yaşanan etkileşimin dikkat çekici örneklerinden biri, dünya haritacılık tarihinin en büyük isimlerinden biri olan Şerif el-İdrisî'nin (1100-1165) hikâyesidir. Ünlü İdrisî hanedanı- na bağlı asil bir aileden gelen ve bugün Fas sınırları içerisindeki Sebte şehrinde 1100 yılında doğan İdrisî, eğitimini Merakeş ve Kurtuba'da tamamladı. Coğrafya ve botaniğe olan merakı sayesinde Güney Avrupa, Balkanlar, Kuzey Afrika ve Anadolu'da uzun seyahatlere çıktı. 38 yaşında Norman Kralı II. Roger'in daveti üzerine Sicilya'nın başkenti Palermoʼda bilimsel çalışmalar yapmaya başladı ve yirmi yılı aşkın bir süre burada kaldı. Dünya haritacılık tarihinde bir dönüm noktası kabul edilen ünlü ese- ri Nüzhetü'l-müştâk fî ihtiraki'l-afak adlı hacimli eserini burada kaleme aldı. 1154 yılında tamamlanan bu eser, aynı zamanda Kitâbu Rucâr ve el-Kitâbur-Rucârî yani “Roger’in Kitabı" olarak da bilinir. İdrisî, bu verimli çalışma döneminde dünya haritacılık tarihinde çığır açan iki önemli eser daha ortaya koydu: Gümüş üzerine hâkkedilmiş yuvarlak dünya haritası ve 70 bölümden olu- şan ve farklı bölgeleri (“iklim”leri) konu alan dünya haritası. Batı kaynaklarında Tabula Rogeriana olarak bilinen yuvarlak gümüş dünya haritası, Roger'in ölümünden sonra 1160 yılında bir isyan sırasında isyancılar tarafından parçalanarak bölüştürüldü.
Tarih
Tarihe Bakış
ENDÜLÜS: CONVIVENCIA'DAN RECONQUISTAYA ENDÜLÜS İSLAMI İslâm-Batı ilişkileri tarihinin önemli fasıllarından biri, Endülüs İslâm tecrübesidir. Kabaca 711 ila 1492 yılları arasına yayılan bu dönemde, bugünkü İspanya'nın güneyinde ve İtalya'nın Sicilya adasında köklü bir Müslüman kültür gelişmiş ve bilim, düşünce ve sanat alanlarında önemli eserler vücuda getirilmiştir. İslâm felsefe ve bilimi, Kurtuba, İşbiliye ve Gırnata gibi şehirlerde zirveye ulaşmış, yer yer doğu İslâm topraklarını da etkilemiştir. İbn Seb'în, Kurtubî, İbn Hazm, İbn Tufeyl, İbn Rüşd ve İbn Arabî gibi alim ve düşünürler, Endülüs İslâm topraklarında yetişmiş ve İslâm medeniyetine önemli katkılarda bulunmuşlardır. "Endülüs" kelimesinin kökeni konusunda farklı görüşler ileri sürülmüştür. Fakat yaygın kanaat, Endülüs'ün "Vandalların ülkesi" anlamında Vandalusia'dan türetilerek Arapçaya geçtiğidir.
Tarihe Bakış
Herder de Montesquieu'nün izinden gider ve Türklerin despotik bir düzene sahip olduğunu, bu yüzden fethettikleri topraklardaki büyük sanat eserlerini takdir edemediklerini ileri sürer. Montesquieu'nun bu temelsiz ve abartılı iddiasına cevap bek lenmedik bir kalemden, Voltaire'den gelir. 1756 tarihli, Töreler Üzerine Deneme adlı eserinde Voltaire, Türk despotizmi kavramına şiddetle karşı çıkar: “Yanlış! Burada Türk hükümetinin despotik adı verilen saçma bir yönetim tarzına sahip olduğu, insanların hepsinin sultanın kölesi olduğu, kendilerine ait hiçbir şeyleri olmadığı, can- larının ve mallarının efendilerine ait olduğu konusundaki önyargıyı yıkmam gerektiğine inanıyorum... " Gururlu Türklerin törelerinin acımasız olduğu doğrudur, der Voltaire. Bu yüzden diğer milletleri küçük görürler. Fakat Montesquieu'nun iddia ettiği gibi Osmanlı kanunları “bir tek kişinin kaprisleri uğruna binlerce adamı, zevk için beslenen yabanî hayvanlar gibi yok etmesine izin verecek" bir yapıda değildir. Padişahın da Kur'ân'ın ortaya koyduğu temel kurallara uymak zorunda olduğuna dikkat çeken Voltaire, Osmanlı'da özel mülkiyetin bulunduğunu ve bu yüzden veraset kanunlarının yürürlükte olduğunu söyler. Dahası, Osmanlı İmparatorluğu farklı din, dil ve etnisiteye sahip “otuz farklı halk'tan oluşmuştur". Böyle bir devletin, Montesquieu'nun hayal ettiği türden bir despotizmle yönetilmesi asla mümkün değildir.