Bir çoban olan Santiago’nun hikayesi anlatılıyor. Gezmeyi seven ve bu yüzden çoban olmayı tercih eden ve bununla gurur duyan Santiago ardı ardına Mısır Piramitlerinde kendisini bekleyen bir hazine olduğuna dair bir rüya görür. Bunun üzerine bir falcı çingeneden rüyasını yorumlamasını ister. Çingene de ona Mısır’a gidip hazineyi bulmasını söyler. İlk başta saçma bulsada daha sonra karşısına çıkan ve Kral olduğunu iddia eden yaşlı adam da ona aynı şeyi söyler. Bunun üzerine koyunlarını satıp Mısır’ın yolunu tutar.
Afrika kıtasında daha ilk durağında bir hırsız ile karşılaşır ve tüm parasını çaldırır. Bunun üzerine hayalinden vazgeçmek üzeredir. Fakat geri dönecek parası da yoktur ve bunun üzerine Kristal satan bir tüccarın yanında işe başlar. Zekası sayesinde satışları arttıran çoban geri dönmesi için gerekli olan parayı bir senede toplar. Tam geri dönmeye hazırlanırken bu kez ingiliz bir gezgin ile tanışır. İngiliz Mısır yakınlarındaki bir kasabada yaşayan 200 yaşında olduğu iddia edilen bir Simyacı’yı bulmak için yola çıkmaya hazırlanır. Bunun üzerine çoban da onunla birlikte hayallerinin peşinden gitmeye karar verir.
Kuzey Afrika’da bir savaş vardır ve yol çok tehlikelidir. Fakat kervan sonunda Simyacı’nın bulunduğu kasabaya varır. Fakat savaş nedeni ile Piramitlere gitmek pek mümkün görünmemektedir. Çoban burada bir kıza aşık olur ve aradığı hazinenin o olduğunu sanır ve ona evlenme teklif eder. Fakat bir gün Simyacı ile tanışır ve Simyacı düşüncesinin yanlış olduğunu belirtir ve Piramitleri bulmak zorunda olduğu söyler. Bunun üzerine birlikte Piramitlere doğru yola çıkarlar. Simyacı ile yaptığı yolculuk boyunca ruhunun derinleri ile konuşmayı öğrenen çoban sonunda Piramitlere ulaşır. Ulaştığında ise hazinenin yerini anlar ve bu onun yüzünde bir gülümseme
Amaan Allah'ım ne kitaptı en son böyle acıdan içim irkildiğinde "Sefiller" romanını okumuştum orada da Fantine karakterin para için ön dişlerini çektirmesi aklıma geldi nedense o travma gibi oldu bende saçma bir şekilde her sayfada acı dehşet aktı resmen bilmiyorum yada bana ağır geldi psikolojiniz dayanıklıysa çok güzel bir roman zaten ben Stephen King romanlarını okurken zorlanıyorum gerilim ve korku hadsafada geliyor bana yine de çok seviyorum
Üzgünüm kaç zamandır okumaya çalışıyorum ama beni alamadı içine belki olay pek olmadığı içindir aksiyon olmadığı için bilemiyorum ama bı ara kaldığım yerden devam edeceğim
On İkinci Gece” de bir yanlışlıklar komedisidir. Kadın kahraman Viola’nın gemisi yabancı bir ülkenin açıklarında batar. Erkek kılığına giren ve “Cesario” adını alan Viola, ülkenin yöneticisi Dük Orsinonun hizmetine girer. Erkek kılığındayken Dük’e aşık olur. Orsino’nun aşık olduğu zengin Kontes Olivia da “Cesario”ya tutulunca durum karışır. Gene en komik sahneler, neşeli Sir Tobby Belch ve arkadaşlarının Olivia’nın kendini beğenmiş ve süslü uşağı Malvolio’yu kandırmak için oyun oynadıkları sahnedir. Yılın onikinci gecesinde geçen olayları anlatır
Benliğin karanlık sularında dolaşan “bavulsuz yolcu” Tren raylarında bulunan, hafızasını yitirmiş bir adam… Aynı yerde, bir bakım çukurunda çırılçıplak bir ceset... Ve olay üzerine polis tarafından çağrılan psikiyatr Mathias Freire… Polis, hafızasını yitirmiş adamı sorgulamak isterken, Mathias kendisinde de aynı kişilik hastalığı olduğunu fark eder. Acaba aranan seri katil kendisi midir? Sadece Fransa’da 300 binden fazla satan ve şimdiden 10 dile çevrilen Sisle Gelen Yolcu, tüm romanlarında ısrarla “kötülük”ün kaynağını arayan Jean-Christophe Grangé’nin kurduğu kabus dolu bir labirent. Grangé, romanını tasarlamak için her romanında olduğu gibi bu romanında da titiz bir araştırma süreci yaşamış. Bir psikiyatri hastanesinde bir süre kalmış ve hastalarla uzun sohbetler etmiş. Marsilya’daki evsizlerin arasına, heyecan verici tasvirlerle anlattığı tekinsiz bir dünyaya dalmış. Romanın ana karakterini bu araştırmalar sonucunda yaratmış Grangé. Mathias Freire, Bordeaux’da işi dışında özel bir hayatı olmayan, bir ihtisas hastanesinde görev yapan genç bir psikiyatr. Nöbetçi olduğu bir gece, tren raylarında bulunan, hafızasını yitirmiş bir adam getirilir hastaneye. Ertesi gün ise bölgede bir ceset bulunur. Cesedi bulunan kişi genç bir uyuşturucu bağımlısıdır ve vücudunda hiçbir darp izi yoktur. Mathias hastasıyla özel olarak ilgilenir. Yaptığı hipnoz sonucu hastası, geçmişiyle ilgili bazı bilgileri hatırlar. Ancak doktorun araştırmaları, hastasının verdiği bilgilerin tamamen düzmece olduğunu gösterir. Mathias, adamın psişik bir kaçış içinde olduğu, büyük bir travmadan sonra esas benliğinden kurtulmaya çalıştığı ve bu yüzden bilinçsizce yeni bir kimlik yarattığı görüşündedir. Ancak an gelir, kendisinin de, hastası gibi psişik bir kaçış yaşadığını keşfeder ve asıl kimliğini bulmaya