Adaletsizlik yalnızca hayattayken yaşanan bir şey değil. Bu dünyada yoksulluk, kimliksizlik ya da sistemin dışında kalmışlık yüzünden eşitlenemeyen insanlar, öldüklerinde de eşitlenemiyor. Kiminin ölümü kayda geçerken, kimininki bir haber satırında ya da hiçliğin içinde silinip gidiyor. Yedinci Gün boyunca biz de bu hikâyelere tanıklık ediyoruz. Okurken kendimi, yaşananları uzaktan izliyormuş ama aynı zamanda bu adaletsizliğe tanıklık edip yardım edemediği için suçluluk hisseden biri gibi hissettim. Yu Hua, sakin bir dille, küçük gibi görünen ama üst üste geldikçe ağırlaşan hikâyelerle okuru düşünmeye zorluyor. Roman, ölümü bir son olmaktan çok, adaletsizliğin devam ettiği başka bir durak gibi gösteriyor. Kitabı bitirdiğinizde içinizde kalan duygu tek bir olaydan çok, hayatta eşitlenemeyen insanların ölümde de eşitlenemediğine dair kalıcı bir farkındalık oluyor.
Yedinci GünYu Hua · Jaguar Kitap Yayınları · 20251,926 okunma
Bugüne kadar Fyodor Dostoyevski’nin “Suç ve Ceza” başta olmak üzere “Beyaz Geceler”, “Kumarbaz”, “Ecinniler” ve “Karamazov Kardeşler” gibi dünya edebiyatında en çok tanınan başyapıtlarını okudum. Okurken her birinden ayrı bir tat ve haz aldım. Okuduğum her kitabı bitirdiğimde Dostoyevski’yi tanıma ve anlamaya yönelik merakım sürekli arttı. O nedenle bir yandan onun çocukluğundan başlayarak yaşamını tüm yönleriyle anlatan biyografik eserlerini okurken, diğer yandan da eserlerindeki kahramanların hikâyelerinde onun izini sürdüm. Bu yönüyle “Ölüler Evinden Anılar”ı okumak, Dostoyevski’yi tanımak ve eserlerindeki kahramanları anlamak açısından benim için çok yararlı oldu diyebilirim.
• • •
Doğrusu Dostoyevski’nin hikâyesi, travmalarla geçirdiği çocukluğunun yanında asıl yirmi sekiz yaşında devlet aleyhinde bir komploya karıştığı iddiasıyla tutuklanmasıyla başlıyor. Hapishanede tek kişilik bir hücrede 10 ay kalan Dostoyevski, yirmi bir arkadaşıyla birlikte kurşuna dizilerek idam edilme cezası alıyor. Tam kurşuna dizilmek üzereyken affediliyor ve cezası dört yıl kürek ve dört yıl da sürgün cezasına çevriliyor. Cezasını çekmek için Sibirya’da bulunan Omsk Cezaevi’ne gönderiliyor.* İşte o, “Ölüler Evinden Anılar”da, Sibirya’da geçirdiği hapishane ve sürgün yıllarını, karısını öldürme suçundan mahkûm olmuş bir soylunun günlüğü aracılığıyla anlatıyor bizlere.
• • •
Daha kitabın başında “Burada bambaşka, hiçbir yerdekine benzemeyen bir âlem vardı” diye yazan Dostoyevski, bu âlemin kendine has kanunları, elbiseleri, ahlâk ve âdetleri ile yaşayan sakinlerini bir bir tasvir ediyor. Cezaevine geldiği ilk günden başlayarak kaldığı yeri, ilk izlenimlerini, kurduğu arkadaşlıkları, yaptıkları işleri, geçirdikleri bayramları, mevsimleri, hastane günlerini, besledikleri hayvanları, mahkûmlar arasında yaşanan
Anadolu’nun ücra bir köşesinde, küçük bir kız çocuğunun evlendirilmek yerine okula gidebilmesidir cumhuriyet. %10'larda olan okuma-yazma oranının %97'lere kadar gelmesidir cumhuriyet. Cumhuriyet, küçük bir yetimin, yüksek mertebedikilere kul olmak yerine, onlarla aynı haklara sahip olmasıdır.
Mustafa Kemal Atatürk’ün ifadesi ile kimsesizlerin kimsesi Cumhuriyet’imizin 100. yıl dönümü kutlu olsun sevgili okurlar. 🇹🇷