Yargıçları ve savcıları güç durumda bırakan sadece saf hukuk değil, aynı zamanda gerçeklerdi. Şöyle ki, iddianame saldırgan savaşı "uluslararası suç" diye tanımlayan Milletler Topluluğu kararını öne sürdüğünde, savunma rahatça, aynı Milletler Topluluğu'nun Japonya Çin'e saldırdığında hiçbir girişimde bulunmadığını, Mussolini'nin Etiyopya'yı fethi sırasında platonik bir itirazla yetindiğini hatırlattı.
Batılı yargıçlar, esas düşüncelerini dile getirebilselerdi, kuşku yok ki bu kurbanların Avrupa'ya ait olmadıklarını, nazizmin işlediği suçun da zaten, sivil halkı hedef alan klasik sömürgecilik ve savaş yöntemlerini, Avrupa'ya taşımak olduğunu söyleyeceklerdi. Ancak Sovyet delegenin varlığı buna engel teşkil ediyordu.