Bugün yılın son günü. Bunu görünce, ay ay biriktirdiğim anıları gözden geçirip bir yıl sonu muhasebesi yapma isteği düştü içime. Duyguları olabildiğince geri çekerek; sadece imgeleri, işaretleri, kırıntıları yan yana dizmek istedim. Bu düşünceyle, geçen yıldan bu yıla devreden kış günlerine, kalınca karla örtülmüş sahillere, yükselen dalgalara, ufuk çizgisini yararak doğan güneşe ve o sahildeki kalabalığa baktım. Orada gözüme özellikle sevimli gelen pek çok şey de vardı. ^^
Ama hatırlamak istediklerimi dokuz kareye sığdırmak neredeyse imkânsızdı. Bir yandan da düşündüm: Ne kadar çok fotoğraf çekiyorum… Oysa hepsini tek tek hatırlayıp yaşamıyorum bile. Geriye dönüp bakınca, 1 Ocak’ta güneşi karşılayarak başladığımı görüyorum. Normalde o yerle aramdaki mesafenin dün gibi canlı, elle tutulur kadar yakın olduğunu söylemek isterdim. Ama fark etmeden, düşündüğüm “ben”den epey uzaklaşmışım; ya da başka bir sebep var, bilmiyorum. Artık dün kadar taze değil; aksine, on yıl öncesi kadar uzak, neredeyse sisli.
Genellikle bir anıyla karşılaştığımda “zaman ne kadar hızlı geçmiş” derim; çünkü o anı hâlâ dün gibi canlıdır. Oysa bugün tam tersi oluyor: Bu anılar bana çok eski zamanlarda yaşanmış, araya koca bir “zaman” girmiş gibi geliyor. İşte bu yüzden, bu kez zamanın hızını, canlılığından değil, uzaklığından hissediyorum.
Her neyse… Bugün, tüm bu geçen zamanlar için biraz daha minnet duymaya karar verdim. Bir yılın tüm kırık, eksik ve beklenmedik parçalarını da kucaklayarak… 🍁🍀 Belki de, her kapanan yılın ardından gelen o ilk sessiz an, geçmişle bugünü birbirine bağlayan ince bir köprü gibidir; gözle görülmese de hissedilen, içten içe sarmalayan bir köprü.