Herkese merhaba arkadaşlar. Bugün karşınıza Vladimir Bartol’un “Fedailerin Kalesi Alamut” kitabı ile geldim. Çok ünlü bir kitap. Çok okunan aynı zamanda. Aslında ünlü kitaplara karşı hep bir mesafeliyimdir genelde aradığımı bu kitaplarda bulamam ama bu kitap için aynı şeyleri söyleyemeyeceğim.
Kitabın konusuna geçmeden önce, yazar hakkında birkaç şey söylemek istiyorum. Bartol’un bu kitabı tam 10 senede yazmış. Düşünmüş,araştırmış,dinlemiş. Hristiyan olmasına rağmen İslamiyeti,mezhepleri, halifeleri, şialığı,batıniliği gerçekten bu kadar iyi bilmesi büyük bir emeğin ve azmin zaferi olarak görüyorum. Ayrıca yazar bu kitabını yazdıktan sonra birkaç kişiden hariç kimsenin okumaması ve haberdar olan birkaç arkadaşının da Bartol’un çeviri yaptığını sanmaları gerçekten acı verici. Kaderin cilvesi Bartol öldükten sonra kitabı çok satmaya ve onlarca dile çevrilmeye başlıyor. Bu sayede de Sloven dili ve edebiyatı tanıtılmış oluyor.
Kitapta, Selçuklu zamanında yaşamış, Hasan Sabbah, ve onun kurmuş olduğu fedailik sistemi, batınililik ve zamanın Selçuklu ülkesinin siyasi olaylarını anlatıyor . Sabbah’ın Ömer Hayyam ve Selçuklu veziri Nizamülmülk ile ilişkilerinin nasıl bir seviyeye geldiğini ve ilişkilerinin hangi doğrultuda devam ettiğini de okuyoruz. Ayrıca kitaba da ismini veren Alamut kalesinin nasıl ele geçirildiğini, özelliklerini,sırlarını da bu kitapta detaylıca okuyoruz. Yine Bartol Hasan Sabbah’ın düşünce yapısını, bütün bu olaylara kalkışma nedenlerini, dinlere, aşka, ahirete, dostluğa bakış açılarını da biz okurlara son derece akıcı bir olay örgüsü içinde anlatıyor. Tabi bu anlatılanların hepsini direkt doğru kabul etmemek gerekiyor. Sonuçta bu kitap kurmaca bir roman ama anlatılanlar o kadar büyüleyici ki bazen doğrulardan daha çok ilgi çekiyor.
Hasan Sabbah ile