Evet, sevgili Wilhelm, dünyada en çok çocuklara yakınlık duyuyorum. Onları seyrederken bu küçük varlıkların ileride büyüdükleri zaman ihtiyaç duyacakları bütün faziletlerin ve yüceliklerin filizlerini gördükçe, inatçılıklarında, ilerideki karakter sağlamlığını, yaramazlıklarında zeka gücünü ve hayat uçurumlarını kolaylıkla geçecek yaratılışta oluşlarını, onlardaki her şeyin temiz ve bozulmamış olduğunu gördükçe, her zaman o büyük öğretmenin parlak sözlerini tekrarlarım: "Siz de onlar gibi olabilseniz!"
"Allah sana sabır versin, Murad Ağa!" dedi. "Büyük felâket... Günahları taşmış biri var ki, Allah bu cezayı verdi..."
Günahları taşmış birisi...!!
Bu, acaba kendisi miydi? Devletin bir askerini öldürüp düşman ülkesine gizlice gitmişti. "Sen evlisin, aradan çekil" diyen Türkmen beğinin oğluyla vuruşmuştu.Yassı Tepe'de Gökçen'le büyülü geceler geçirmişti.Taşan günahlar bunlar mıydı? Büyük bir bezginlik içinde:
"Bayram Hoca! Kim bu günahları taşan kişi?" diye sordu.
- "Onu ancak Allah bilir. Ama belki de şu büyücü kızdır..."
Gökçen ha?... O kadar iyi yürekli olan o kız günahkardı ha?... Deli Kurt, acı acı gülümsedi. İnsanları ne kadar yanlış tanıyorlardı.!!
Sultan Mehmed Han oğlu Sultan Murad Han oğlu Sultan Mehmed Han, Edirne'deki mütevazı sarayda dünyaya geldiğinde, barış zamanıydı... İki yıldır derin bir huzur hüküm sürüyordu; bereketli başaklar, soylu atların güçlü nalları altında ezilmemiş, şehirler talan edilmemiş, kılıçlar kana boyanmamıştı. İşte o sakin günlerin birinde dünyaya gelmişti, ömrünü savaş meydanlarında geçirecek olan Şehzade Mehmed...
Dönemin yazarları, Mehmed doğmadan üç gün önce, gökyüzünde üç ayın göründüğünü söylerler. Üç yıldız, üç tuğ gibi akıp gitmiş Samanyolu boyunca... O yıl üç kez hasat vermiş topraklar, koyunlar üç kez kuzulamış, ineklerin yavruları hep dişi olmuş, atlarınki erkek...