Ne kadar muazzam bir edebiyat eseri "Ağustos Işığı". Okuması zahmetli, ama yine de büyük keyif veren bir eser. Faulkner eserlerini doğru bir sıralamayla okuduğuma seviniyorum, zira ilk önce bu kitabı okusaydım, olasılıkla diğer eserlerine devam etmezdim, ama Ağustos Işığı'nı doğru zamanda okuduğumu düşünüyorum.
Bu kitap da yazarın biçim arayışları açısından kendini hissettiren bir eser: yazarın seçimi birleşik sözcükler, uzun akışlı cümleler, zihin akışı örneği olarak cümleler arasına sıkışmış başka cümleler kitap boyunca sürüyor. Ancak hepsinden önemlisi Ağustos Işığı, Faulkner'ın betimleme gücünün zirvelerini yansıtıyor gibi: çok sayıda karakteri, bu karakterlerin iç dünyasını, sürçmelerini, düşünmelerini, korkularını bütün kitaba yayılan güçlü üslûbuyla ilmek ilmek örerek bu kadar karmaşık bir romanda öylesine net, berrak görülebilen, sezilebilen ruhsal dünyalar ortaya koyabiliyor Faulkner. İşte bu, çok büyük bir tad yaratıyor, ve gerçekten tadına doyulmuyor kitabı okumanın. Öyle ki aslında Joe Christmas, Hightower, Lena, Byron Bunch, Lucas Burch/Brown, Doc Hines vb birkaç karakterle beraber Faulkner birbiri içine sığdırılmış birkaç kitap birden yazıyor diyebiliriz: Faulkner her karakteri kendi iç dünyası, ruhsal yapısıyla güney ve güneyin ahlâki kodlarından oluşmuş mekânlar içerisinde canlı canlı anlatıyor, öyle ki bu karakterler arasında öne çıkan ve temelde kitabın hikâyesini anlattığı Joe Christmas karakteri yarı zenci yarı beyaz oluşuyla kendi kişisel tarihinde çocukluğundan yetişkinliğine dek geçen sürede öğrendiğimiz lanetlenmişliğini ve bunun bedelini ödemesini duru, berrak bir sudan bakar gibi okuyoruz, Joe Christmas'ın yanında Ses ve Öfke'deki yine kötü bir karakter olarak Jason Compton sığ kalıyor denebilir; Joe Christmas bir trajedi karakteri