Oflaya puflaya bitirdim. Bazı öyküleri iki kez okumam gerekti. Son sayfayı okuyup kitabı kapattığım şu anda zihnimde öykülere ait hiç bir şey olmadığını farkettim. Ya ben öykülere yoğunlaşamadım ya da kitap beni içine çekemedi. Diğer iki cilt kütüphanede bekliyor. Bir ara verip sonra okuyayım bari...
Açıkçası tek oturuşta ve zevkle okudum.
İllüstratör olduğunu söylediğinde, "...güzel sanatları kazandığımda annemin de sesi böyle çıkmıştı." (S:47) cümlesine dakikalarca güldüm.
Romanı, herkesin hayali olan Ege'de bir köye yerleşme, aslında bir şekilde sıkıntılarımızı da bırakıp yeni bir başlangıç yapma, yeni bir hayat kurma hayalinden başka bir şey değil ama "o işler öyle olmuyor!" ana fikri üzerine kurgulanmış bir kara mizah denemesi olarak algıladım ben.
"Çok canlı bir komşuluk hayatı var, ben yalnız kalmak için ölüyorum." (S:64) cümlesiyle bu durum vurgulanmış.
Yazarın ara ara bahsettiği gibi, pandemi işin bahanesi oldu, gücü yeten, cesareti olan kendisini bir şekilde sakin bir köye ya da tatil kasabasına atmak istedi ama Bodrum, Fethiye, Çeşme, Marmaris gibi yeni metropollerimiz, emlak ve arazi rantıyla nemalanan yeni mafyalarımız ortaya çıktı ne yazık ki...
Aslında istenen, biraz sakinlik ve biraz da huzur. Romanın 217. sayfasındaki, "Beni farkedince elini hemen yanına atıp oradan bir ot koparıyor kitabın arasına koyup kapatıyor. Ayracın güzelliğine, hayatın basitliğine bakıyorum..." cümlesi bu fikri çok güzel vurgulamış.
İlk romanlar biraz da yazarın özyaşamından izler taşır derler. Böyle bir tecrübesi oldu mu, ya da böyle bir hayat beklentisi mi var, bilemem ama güldüren, düşündüren usta işi bir "ilk roman" okuduğumu itiraf etmeliyim. Sıkı bir senaristin ve Ata Demirer gibi bir ustanın elinden çok eğlenceli bir Ege filmi de çekilebilir diye düşünüyorum.
Romanı kitap kurdu dostlarıma da öneriyorum.
Yazarın eline, emeğine sağlık.
Gerçekten; ne okudum, ne okudum!
Benim için 2024'ün edebiyat olayıdır bu kitap.
Kişisel sorunlarım nedeniyle 28 gün gibi uzun bir sürede ama sindire sindire okudum; bir daha okurum.
Yazılanların hepsini destekliyor değilim, satır aralarındaki mesajları sabahlara kadar tartışırım.
Ama bu durum kitabın değerini düşürmez.
Edebiyatseverlere önerimdir...
Bu kısacık novellaya on yıldızı elbette ki ironik anlamda verdim.
Edebiyatımız bir büyük değeri kaybetti.
Güzel Türkçe'mizin dil ustası sevgili Mario'ya saygıyla.
Yeni yılın ilk kitabı bir şairden olsun istedim.
Salah Birsel çok iyi bir şair olmasının yanısıra deneme türünde eserleriyle de bilinir ve nedense iyi bir okur olmama rağmen bu değerli edebiyatçıyı ıskalamışım. TRT 2'deki "Kelimeler ve Şeyler" adlı edebiyat programında o kadar çok bahsi geçiyordu ki artık okumak zorunluluk haline geldi. Programdan haberdar olanlar bilir, neredeyse söyleşilerin dördüncü kişisi olarak bile kabul edilmiştir.
Bu arada "Kelimeler ve Şeyler" oldukça seviyeli ve zihin açan bir program. Yaklaşık 160 bölüm yayınlandı ve şimdilerde yeni bölümleri çekilmiyor. Eski bölümler TRT'nin "Tabii" adlı uygulamasında ve Youtube'da mevcut. Bu vesileyle önermiş olayım.
Köçekçeler'e dönersek; kitap kadar güzel ki cepte taşınıp ara ara açıp okumak, üzerinde düşünmek gerektiren türden şiirler içeriyor. Saatlerce kafa yormak gereken üç beş kelimelik dizeler var. Kitabın pdf formatını da buldum ve telefonuma indirdim. (Çok doğru olmadığını biliyorum ama kitabın basılmışını da para verip aldım) İşe gidip gelirken -malûm havalar geç aydınlanıyor- açıp telefondan da okuyorum.
Hep böyle güzel kitaplar okumak dileğiyle herkese sağlıklı ve huzurlu bir yeni yıl diliyorum.