Ceyda

Narsisizm Ve Din
Dini deneyimde dindar yönelimli insanda, en erken ebeveynlere bağlı nesne libidosu Narsisistik akıma karışır ve böylece Narsisizmin gerçek bir başyapıtını yaratır. Şimdi her ikisi de aynı anda hem her şeye hükmeden hem de en samimi olan Tanrı değerinde birleşirler.
Sayfa 26 - Dorlion yayınları·Kitabı yarım bıraktı
Psikoloji
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Yüceltmek
Yüceltmek dediğimiz her şey, en soyut en kişisel olmayan şeye karşı bile libidinöz davranışın son samimiyetinden bir şeyler koruyabilme olasılığına dayanır.
Sayfa 26 - Dorlion yayınları·Kitabı yarım bıraktı
Psikoloji
Arzu edileni talep edilen değerin ideal katılığıyla erişilemez kılar ama bunun karşılığında emredileni her şeyi kapsayan her şeyin temelini oluşturan varlığın ilkesel rüyasına derinden dâhil eder.
Sayfa 25 - Dorlion yayınları·Kitabı yarım bıraktı
Alıntı
Narsisistik sevgi
Gerçekten de kendimizi hayal kırıklığına uğratan veya beğenmeyen bizleriz; ideal değerinden tamamen etkilenmiş olanla disipline edilmiş olan içimizde ayrılmaz bir şekilde birdir; bu nedenle Narsisistik sevgi kaynağı boşalmaz. Bu yüzden de nevrotik olarak kendisinden neredeyse umutsuz olanla kendini neredeyse tanrı sanan şaşırtıcı bir şekilde birbirine çok yakındır.
Sayfa 25 - Dorlion yayınları·Kitabı yarım bıraktı
Psikoloji
“Aşkın Evrenselliği: Kimlikleri Aşan Bir Tutku”
Ahlak bekçileri, kendilerini toplumun vicdanı sananların en yozlaşmış olanlarıdır. Ellerinde tuttukları kuralların kaynağı ne akıldır ne de hakikattir; yalnızca korkunun, itaati üretme arzusunun ve kendi iktidarlarının dayanağıdır. Ahlak adına konuşurlar, fakat sözleri daima özgürlüğün boğazına geçirilmiş bir kementtir. Asıl ahlaksızlık, insanın kendi varoluşunu özgürce gerçekleştirmesini engellemekte yatar. “Doğru”yu buyuran, “yanlış”ı damgalayan, bireyin öznel tecrübesini kendi çıkarına göre ölçen kişi, erdemli değil; yoz, zayıf ve ikiyüzlüdür. Bu yüzden ahlak bekçileri, en çok kınadıkları şeyin içinde yüzerler: gizli hırsların, bastırılmış arzuların ve iktidar tutkularının çamurunda. Özgürlük, insanın varlıkla kurduğu en sahici bağdır. Özgürlüğü elinden alınmış bir insan, kendine ve başkasına karşı sorumluluğunu da yitirir. Ahlak bekçileri, bu bağı koparmakla yetinmez, onu kendi kurallarına zincirlemek isterler. Oysa zincirlenmiş bir erdem, erdem olmaktan çıkar; yalnızca köleliğin süslenmiş bir biçimi olur. Felsefe bize şunu öğretir: Gerçek ahlak, dışarıdan dayatılan yasada değil, özgür iradenin kendi kendini kurduğu yerde doğar. Bu yüzden özgürlüğü bastırarak “ahlak” inşa etmeye çalışanlar, aslında ahlaksızlığın en derinini üretirler. Çünkü insanın kendi içinden doğmamış her “erdem”, ikiyüzlülüğün maskesidir. En ağır suç, bireyin özgürlüğünü çalmak, onu kendi öz benliğinden koparmaktır. Ahlak bekçileri işte tam da bu suçu işler. Ve özgürlüğün olmadığı yerde, gerçek ahlaktan söz edilemez; geriye kalan yalnızca baskı, korku ve ikiyüzlü bir düzen olur.
Duygu ve Düşünce