Ceyda

Tanrısız Saat
Zira her insan bir şekilde inanç tasavvurları altında büyür ve ilk şüphe duyduğu o belirleyici an - henüz teorik olarak koşullanmış ve genellikle çok daha sonra ve çok daha az derinden etkili olan şüphe olması gerekmez - tüm özü için karakteristik kalır bu pratik olarak deneyimlenen şey başlangıçta teorik çabayla tekrar bastırılsa bile.
Sayfa 11 - Dorlion yayınları. Dipnottan alıntıdır·Kitabı yarım bıraktı
Alıntı
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Narsisizm
Sevilen kişilere yönelik her bir vuruş veya çığlıkla her bir intikamcı acı çektirmeyle birlikte aynı zamanda son bir haz da sonuna kadar yaşanıyordu.
Sayfa 9 - Dorlion yayınları·Kitabı yarım bıraktı
Alıntı
Narsisizm
Kendi tekilliğine anlaşılmaz bir şekilde terk edilmiş olduğunu görmekten kaynaklanan ve tam da bu anlaşılmazlığı sebebiyle dışarıdan kaynaklanıyormuş gibi görünen o incinme.
Sayfa 9 - Dorlion yayınları·Kitabı yarım bıraktı
Alıntı
“Sen çok küstahsın ve ben çok üzgünüm”
Sayfa 8 - Dorlion yayınları·Kitabı yarım bıraktı
Alıntı
YATAK ODASINDA FELSEFE — BASTIRILMIŞ AHLAKIN LABORATUVARI
8/10
·224 syf.··
2025 4. kitabı
·
126 günde okudu
·
Okunma: 06 Ekim 2025 21:10
Yatak Odasında Felsefe Marquis de Sade bu metinde erotizmi bir fantezi alanı olarak değil, ahlakın sınırlarını test etmek için kurulmuş ideolojik bir araç olarak kullanır. Bu nedenle kitap, çoğu kişinin ve benimde ön yargıya kapıldığı gibi “erotik” değildir; esas işlevi pornografi değil, PROPAGANDADIR . Yatak odası (cinsellik) burada haz için değil, toplumsal ahlakın meşruiyetini sökmek ( “yapısöküm” (deconstruction) ) için tasarlanmış bir sahnedir. Sade’ın yaşadığı dönem (Fransız Devrimi’nin hemen sonrası) bireysel özgürlük, yasa ve iktidar kavramlarının yeniden tanımlandığı bir dönemdir. Onun kitabı , bu karmaşık dönemin içinde yazılmış bir anti-ahlak manifestosu gibidir. Dine, mülkiyete ve toplumsal düzen fikrine yönelttiği eleştirilerle Sade, yalnızca bireysel arzuyu değil, bütün bir uygarlık fikrini sorgular. Sade’ın varsayımı nettir: Toplum düzenini korumak için bireysel arzuyu bastırır; bastırılmış arzu ise saldırganlığa dönüşür. Yasa ve ahlak, insanı evcilleştirmez ,yalnızca içten içe gerer. Bu yüzden Sade’ın karakterleri herhangi bir ahlaki gerekçe aramaz; dürtüyü doğrudan eylem sebebi kabul eder. Bu, bireyin özgürleşmesi kadar toplumun çözülüşü anlamına da gelir. Bu noktada metin rahatsız edici hâle gelir, çünkü Sade yalnızca ahlakı reddetmekle kalmaz, “zarar vermeme” ilkesini bile tartışmaya açar. Bu, onun özgürlük anlayışını sınırsız kılar; fakat aynı zamanda bu sınırsızlık insanın karanlık tarafını meşrulaştırma riskini de taşır. Özgürlük gerçekten sınırsız olmalı mıdır, yoksa sınır özgürlüğün kendisini mi mümkün kılar? Yakında kitabını okuyacağım yazar Lou Andreas-Salomé, insanın iç dünyasındaki bu çatışmaya farklı bir yerden yaklaşır. O, insanın bastırılmış arzularla değil, kendine karşı dürüstlükle özgürleştiğini söyler: “İnsanın en derin
Felsefe
Yatak Odasında FelsefeMarquis de Sade · Ayrıntı Yayınları · 20182,712 okunma