“kendini tehlikeye atmaktan korkan kişiye ne yazık. çünkü o kişi belki de hiç düş kırıklığına uğramayacak ve peşinden koşacak bir düşü olanlar kadar acı çekmeyecek. ama dönüp de arkaya baktığında ,çünkü her zaman, sonunda dönüp arkamıza bakarız, yüreğinden şu sözcüklerin döküldüğünü duyamayacak:
“tanrının, yaşadığın her güne ektiği mucize tohumlarını ne yaptın? yaradanın sana bağışladığı yetenekleri ne yaptın? hepsini bir çukura gömdün, çünkü onları yitirmekten korkuyordun. işte şimdi elinde kalan: yaşamını yitirmiş olmanın eksikliği.”
"kaybedilen en kıymetli eşyanın, servetin, her türlü dünya saadetinin acısı zamanla unutuluyor. yalnız kaçırılan fırsatlar asla akıldan çıkmıyor ve her hatırlayışta insanın içini sızlatıyor. bunun sebebi herhalde, 'bu böyle olmayabilirdi' düşüncesi..."
“eylülü andırıyor gece
misket limonlarında yeşil
koyuya çalıyor hafiften
sanki karanlıkta tekrar
tekrar tekrar başlangıçlar
hüznü kovalıyor gece
oysa eylüle de çok var
dönemeçlerden geçiyoruz
köşeleri dönüyoruz
önümüze düşüşüyor
tekrar tekrar
ve afili başlangıçlar
ne garip
kızgın güneş de sarı
solgun sonbahar da
aklım almıyor bazen
renk skalasında anlam köşe kapmaca
benimse içim hüznü kovalıyor sürekli
oysa daha vakit var
dışım üşüyor
içim yeşilini döken dal.”