Otizmi genel hatlarıyla öğrenmek isteyenler için açık ve akıcı bir dil ile yazılmış başarılı bir kitap diyebilirim. Ancak otizm hakkında güncel bilgiler içermiyor, çünkü kitabın yazım yılı 2008 ve yeni baskılarında revize yok. O nedenle en güzel bilgileri alabileceğiniz bir kitap değil. Haliyle eski ve yanıltıcı bilgiler de mevcut.
Günlük tarzında bir kitap ancak diğer günlük kitaplarına benzemeyen bir kitap… Detaylar ve karakterlerin bunalmışlık halleri olağanüstü anlatılmış. Sıkışmışlık hissiyle bunalan karakterlerin içine sıkışıyorsunuz adeta okurken. Bir kadın ve bir erkeğin ayrı ayrı kaleme aldığı bu kitapta erkek yazara ait olan sayfalar çift sayılı sayfalar; kadına ait olanlar ise tek sayılı sayfalar. Aynı manzaraya bakan iki ayrı pencereden kaleme dökülen yaşanmışlıklara eşlik ediyorsunuz. Kitabın garip kısmı ise ikisini de anlayıp ikisine de hak veriyorsunuz ve bence ikisini de bir şekilde dürüst buluyorsunuz.
Ayfer TunçSuzan Defter
“Kendi hayatımda Meursault benim galiba” diye düşündüm okurken. Düşünceleri, duyguları/duygusuzluğu, bakış açısı, aldığı tepkiler... Çok içselleştirdim, çok beğendim, çok hak verdim.
Herkesin sıklıkla karşılaştığı bu kitabın konusuna dair herkesin doğru ya da yanlış bir fikir yürüttüğünü düşünüyorum, sonra kısa bir araştırma ve yarım bırakanların öyküsü... ve haliyle biraz önyargı, biraz tedirginlikle başlanan bu kitapta insan zihni çoğu zaman karışır, ipin ucunu kaçırdığını düşünür ve bulanık bir zihinle yine de devam edince bütün ipin elinizde olduğunu ve zihninizin netleştiğini görürsünüz.
Günseli bölümündeki noktalamasız bilinçakışı birazcık okuyanın bilincini de akışkan kıvama getirse de anlıyorsunuz; Günseli’yi, Selim’i, Tutunamayanları...
İçindeki ince mizah da eleştirilen durumun ciddiyetini bozmak yerine daha da güçlendirmiş.
Kendi adıma okurken sıklıkla Oğuz Atay’ın nasıl bir zihin yapısına sahip olduğunu takdirle düşündüm.
Kitaba tutundukça tutunamayanları anlıyorsunuz.
Olay örgüsünde, tepkilerde ve özellikle kitabın sonunda hayal kırıklığı hissini yaşatıyor okuyucuya. Su gibi akan bir olay örgüsü ama yoğunluğu olan bir su olarak düşünmek gerek. Kafka’nın kendisini hem üstü kapalı hem de oldukça açık yansıttığı bir eser.