Acı çekme, yaşamamızın koşulu. Başına geldığı zaman farkediyorsun. Onun gerçek olduğunu anlıyorsun. Tabii ki, tıpkı toplumsal organizmanın yaptığı gibi, hastalıkları iyileştirmek, açlık ve adaletsizliği önlemek doğru bir şey. Ama hiç bir toplum varolmanın doğasını değiştiremez. Acı çekmeyi önleyemeyiz. Şu acıyı, bu acıyı dindirebiliriz, ama acı'yı dindiremeyiz. Bir toplum ancak toplumsal acıyı gereksiz acıyı dindirebilir. Gerisi kalır.
Benimle rastlaşan insanların ilk anda kullandıkları sözcük da-zarı hayli kışıtıdı ve şaşmaz bir biçimde benzerlik gösterir: "Hiç görüşemiyoruz." "Sen de hiç aramıyorsun." "Hiç ortalara çıkmıyorsun." "Valla çok hayırsız çıktın," falan... Bu sözlere karşılık olarak, benim yüzümde beliren ifade dağarı ise daha da sınırıdır, hatta aynı sayılır. Her seferinde boynumu hafifçe sola kırarak, karşı taraftan anlayış bekleyen ölçüsü küçük tutulmuş bir gülümsemeyle karşılık veririm. Böyle yaptığınızda söyleyecek çok şey varmış da, kader ya da hayat izin vermiyormuş gibi bir izlenin yaratırsınız. Bir çeşit 'kusura bakma" demek yerine de geçer.