Dostlarım ve yoldaşlarım, dini kurumuş olduğu halde inançlara boğulmuş olan millete yazık!
Yazık o millete ki, dokumadığı şeyi giyer, ekip biçmediğini yer, hasat etmediği tohumun ekmeğiyle beslenir, kendi cenderesinden çekmediği bir şaraptan içer.
Yazık o millete ki, zorbayı bir kahraman gibi alkışlar ve gösterişli Fatih’i hayır sever sanır.
Yazık o millete ki, rüyasında küçümsediği tutkuya uyanıkken boyun eğer.
Yazık o millete ki, sesini sadece cenaze törenlerinde yükseltir, sadece yıkıntılar arasında kibirlenir ve sadece boynu kılıçla kütük arasındayken başkaldırır.
Yazık o millete ki, devlet adamı bir tilki, filozofu bir hokkabaz, sanatı yamama ve taklit sanatıdır.
Yazık o millete ki, yeni hükümdarını borazan sesleriyle karşılar ve bir sonraki hükümdarını da borazanlarla karşılamak için, onu yuhalayarak uğurlar.
Güçlü adamları henüz beşikteyken, bilgeleri yıllarca susturulan o millete yazık!
Ve her parçası kendini bir millet sanan, o bölünmüş millete yazık!..
Özellikle altını çiziyorum, benim üzerinde durduğum mesele eşcinsellik ya da farklı cinsel kimliklerle kendini ifade eden insanlar değil. Benim vurgulamak istediğim asıl nokta, bu kavramların eşitlik ve çağdaşlık gibi değerler üzerinden popülerleştirilme çabasıdır. İşte bu büyük bir tehlikedir. Sebebide çok basit. Ergenlerin şu hayatta en fazla bayıldığı şey popüler olmaktır. Cinsiyetsizliğin ve farklı cinsel kimliklerin hızla popülerleştirilmeye çalışıldığı bu dönemde asıl ilgini çekenin popülerliğin büyüsü olduğunu unutma. Doğal olarak senden bir ricam var. Birtakım akımların ya da kişilerin kafanı karıştırmalarına izin verme. Biyolojik cinsiyetine sahip çıkmak utanılacak bir davranış değildir. Elbette tüm bunlardan bağımsız bir şekilde kendini farklı bir cinsel kimliğe ait hissediyorda olabilirsin ama tekrar söylüyorum, beynin muazzam bir metamorfoz içinde ve bu tarz ciddi meseleleri analiz edebilmek için en azından metamorfozun tamamlanmasını yani ergenliğin bitmesini bekle.
Genler tarafından inşaa edilen ve insan beyninin temel mimarisini oluşturan ana nöron yollarının yanı sıra, hepimizde benzersiz ağlar vardır. Bu ağlar deneyimlerimizden oluşur ve sürekli değişir. Beyin, deneyimlere karşı son derece hassastır. Gördüğünüz, düşündüğünüz ve hissettiğiniz her şey onun mimarisini değiştirir, yeni nöron yolları yaratır, mevcut olanları yok eder veya yönlerini değiştirir. Anılar, Alışkanlıklar ve düşünme biçimleri bu yolların meydana getirdiği örüntülerle oluşturulur ve esneklikleri sayesinde hiç kimse 1 dakikadan diğerine kadar dahi tamamen aynı kalmaz.
Beyin plastisitesine bir örnekte yiyecekler konusunda değişen beğenilerdir. İlk denemenizde egzotik bir lezzeti hiç beğenmeyebilir, ama onu birkaç kez daha denedikten sonra fikrinizi değiştirebilirsiniz. Değişen aslında beyninizdir. Sürekli maruz kalma, yiyeceklerin urettigi nöral aktiviteyi beyninizin ödül merkezine bağlayan bir yol yaratır.
Yani yeni bir akışkanlık edindiğimizde o alışkanlık için beynimiz yeni nöranlar üreterek ilgili alanlara bağlıyor. Okumak, her hangi bir hobi ile meşgul olmak beynin aktif olarak çalışmasını ve aktivite halindeyken mevcut nöranların canlı kalmasını sağlıyor. Tam tersi durumda ise uzun süre kullanılmayan nöranlar ölüyor.
Bu ülkenin tarihten gelen kültürüyle, Osmanlı geleneği ile büyümüş yaşlı insanları sabırlı, tevekküllü, efendi, yardımsever, gözü tok. İnançları var ve yardımlaşmayı biliyorlar.
Bugün gidin Anadolu’da Üç kuruş kazanmayan yaşlı adama sorun, “Allah’a şükür” der. “Geçinip gidiyoruz“ iki kase aşını paylaşır sizinle.
Bu işsizlikte, en niteliksiz haliyle hiçbir şey üretmeden devlete sırtını dayayan devlet memuru, işçi, yolsuzluktan büyük para kazanmış, kapıda Mercedes’i olan adam şikayetçidir her şeyden.
Tüm değerlerimizi kaybettik.
İnancımızı, mücadele ruhumuzu, dürüstlüğüüzü ve ülke sevgimizi kaybettirdiler bize.
Çok az insan kaldı ülkede.