Bir Afrika kabilesinde şöyle bir söz vardır:
"Köyü tarafından sevilmeyen çocuk, sonunda o sevgi sıcaklığını hissetmek için köyünü yakar.
Yani bugün dünyayı yakanlar, aslında zamanında ihtiyacı olan sevgiyi alamayan çocuklardır. Başka bir şey değil...
Ayrılık acısı harbiden garip olay. Aşk acısı demek doğru olmaz buna, aşk sadece bir parçası. Ayrılık ondan çok daha fazlası. İçine bazen dünyalar sığıyor, hiç ilgisi olmayan konular bile bununla ilgiliymiş gibi geliyor insana. Biz ayrıldık diye salgın başladı, biz ayrıldık diye denizler kustu, biz ayrıldık diye yandı ormanlar, iklim krizi çıktı biz ayrıldık diye. Bir ara sorumlu ararlar da alır bizi hapse atarlar diye korktum, düşün, o kadar biz ayrıldık diye oldu gibi geliyordu her şey. Gerçi ikimizi aynı hücreye tıkacaklarını bilsem çıkar çat çat itiraf da ederdim, o kadar özlüyordum seni.
"Beni düşmanın attığı taş değil, dostun attığı gül yaralar."
En yakınından ve en derinine işleyen yara sızım sızım sızlatır insanı. Kimsenin değil ulaşmak, bilme dahi bilemeyeceği saraylar vardır insanın kalbinde.
Sonra O'nun dışında kimsenin inşa edemeyeceği, inşa olduktan sonra da O'nun dışında kimsenin elinin erişemeyeceği o sarayı, O'nun yıkıp viran etmesi de tam insanoğlundan beklenecek bir davranış.
"Aşk bir insana dolu bir silah verip arkanı dönmek ve seni vurmayacağına güvenmektir" demişler ya yine isabet etmişler.
Aşıktan alınabilecek en büyük şey kalbindeki maşuğudur. Bunu da bir tek O alabilir :)...