Yusuf demir

Yusuf demir
@Demmiryusuff
Paylaştığım ve kayda aldığım etkinliklerim uzun süreli stoklamalar ve haftalarca süren incelemeler sonucu toplu olarak kayıt amaçlı paylaştığım kaynaklardır Sevgiler saygılar
Mali müşavir
Felsefe/İşletme/Tarih/Spor bilimleri/Tıbbi sekreterlik
47 okur puanı
Şubat 2024 tarihinde katıldı
kişisel inceleme
Puan vermedi
Olağanüstü Bir Gece benim için kısa olmasına rağmen etkisi uzun süren, garip şekilde insanın içine dokunan bir kitap oldu. Hani bazı hikâyeler vardır, bitirirsin ama zihninde devam eder… bu tam olarak öyleydi. Stefan Zweig burada çok basit bir olay üzerinden aslında insanın iç dünyasını anlatıyor. Ana karakterin bir gecede yaşadığı değişim… ilk başta küçük gibi geliyor ama ilerledikçe bunun baya derin bir şey olduğunu fark ediyorsun. Açık söyleyeyim, kitabın başında karaktere çok ısınamadım. Hatta biraz soğuk ve uzak geldi. Ama sonra yaşadığı o kırılma anı var ya… oradan sonra olay tamamen değişiyor. İnsan bir anda karakterin içine girmeye başlıyor. Ben de okurken “demek ki insan böyle bir anda değişebiliyor” diye düşündüm. Kitapta en çok hoşuma giden şey, o içsel dönüşümün aşama aşama verilmesi oldu. Bir anda “iyi biri oldu” gibi basit değil. Tam tersine, yaptığı şeylerin farkına varması, suçluluk hissetmesi, sonra yavaş yavaş başka birine dönüşmesi… bu süreç baya gerçek hissettirdi. Bazı yerlerde kendimi karakterle kıyasladım açıkçası. “Ben olsam böyle hisseder miydim?” ya da “benim de fark etmediğim şeyler var mı?” gibi düşünceler geldi. Kitap kısa ama böyle düşünceler bırakması bence en güçlü tarafı. Hiç sıkılmadım. Zaten kısa ama boş da değil. Her sayfasında bir şey var. Abartı yok, gereksiz uzatma yok ama buna rağmen baya yoğun bir anlatım var. Bitirdiğimde “bu kadar kısa bir şey nasıl bu kadar etkili olabilir?” diye düşündüm. Kısacası Olağanüstü Bir Gece benim için sade ama derin, kısa ama etkili bir kitaptı. Okurken fark ettirmeden içine çeken ve bitince insanın kendine dönüp bakmasını sağlayan nadir hikâyelerden biri.
1000Kitap
Olağanüstü Bir GeceStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2023171,6bin okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
kişisel inceleme
10/10
·261 syf.··
2024 62. kitabı
Sineklerin Tanrısı benim için okurken giderek ağırlaşan ama bırakamadığım bir kitap oldu. Başta basit bir “çocuklar adada mahsur kalıyor” hikâyesi gibi başlıyor ama ilerledikçe olayın aslında insan doğasına dair çok daha karanlık bir yere gittiğini fark ediyorsun. William Golding öyle bir kurgu kurmuş ki, karakterler çocuk olmasına rağmen ortaya çıkan şeyler hiç de masum değil. Hatta bazen “bunlar gerçekten çocuk mu?” diye düşündüğüm oldu. Çünkü içlerinden çıkan o şiddet, korku ve güç arzusu baya gerçek hissettiriyor. Ralph ve Jack arasındaki çatışma bence kitabın en güçlü taraflarından biri. Bir taraf düzen, akıl ve kurallar; diğer taraf ise güç, kaos ve içgüdü. Okurken aslında bunun sadece karakterler arasında değil, insanın kendi içinde de olan bir çatışma olduğunu düşündüm. Hani bazen mantığınla mı hareket ediyorsun yoksa içindeki o daha ilkel tarafla mı… kitap bunu baya iyi hissettiriyor. Açık konuşayım, bazı sahnelerde ciddi anlamda gerildim. Özellikle olaylar kontrolden çıkmaya başladığında insanın içi sıkılıyor. “Bu kadar da ileri gitmezler” diyorsun ama gidiyorlar. İşte o anlarda kitap gerçekten etkisini gösteriyor. Simon karakteri… orası beni baya düşündürdü. Onun temsil ettiği şeyler ve başına gelenler… açıkçası kitabın en vurucu noktalarından biriydi. Orada biraz durup sindirmek gerekiyor. Kitapta en çok hoşuma giden şey şu oldu: İnsan doğasının karanlık tarafını direkt yüzüne vuruyor. Hiç süsleme yok, yumuşatma yok. “İnsan aslında böyle bir şey” diyor ve bırakıyor. Okurken ister istemez kendine de bakıyorsun. “Ben olsam ne yapardım?” sorusu sürekli aklına geliyor. Akıcılık konusunda da hiç sorun yaşamadım. Olaylar sürekli bir gerilim içinde ilerliyor. Zaten kısa sayılabilecek bir kitap ama etkisi baya uzun sürüyor. Bitirdikten sonra bir süre kafamda dönüp
1000Kitap
Sineklerin TanrısıWilliam Golding · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202597,3bin okunma
kişisel inceleme
7/10
·352 syf.··
2024 66. kitabı
1984 benim için etkileyici ama okurken yer yer mesafe koyduğum bir kitap oldu. Anlattığı şeyler çok güçlü, hatta rahatsız edici derecede gerçekçi ama buna rağmen her an içine çekildiğimi söyleyemem. George Orwell burada öyle bir dünya kurmuş ki, okurken ister istemez tedirgin oluyorsun. Sürekli izlenme hissi, düşüncelerin bile kontrol edilmesi, gerçekliğin değiştirilmesi… bazı yerlerde “bu fazla abartı” demek istedim ama bir yandan da günümüzle bağlantı kurunca insan susuyor. Winston karakteri üzerinden anlatılan o yalnızlık ve çaresizlik hissi baya iyi verilmiş. Adamın içten içe sisteme karşı gelme isteği var ama bir yandan da korku hep baskın. Okurken bazı anlarda onunla empati kurdum, bazı anlarda ise “bu kadar da pasif olma” dediğim oldu. Kitapta en çok dikkatimi çeken şeylerden biri, gerçekliğin nasıl manipüle edildiği oldu. Sürekli geçmişin değiştirilmesi, insanların buna inanması… bu kısım baya rahatsız edici. Çünkü insan şunu fark ediyor: Gerçek dediğimiz şey bile kontrol edilebilir. Açık konuşayım, bazı bölümlerde tempo düşüyor. Özellikle sistemin anlatıldığı uzun kısımlar var, orada biraz koptuğum oldu. Hikâyeden çok düşünceye odaklanınca akıcılık biraz azalıyor. Ama verdiği mesajlar güçlü olduğu için tamamen kopmuyorsun. Julia ile olan ilişki kısmı biraz nefes aldırdı açıkçası. O karanlık dünyanın içinde küçük de olsa bir umut hissi vardı. Ama kitabın genel havası yine de ağır ve baskılayıcı. Benim için bu kitap, çok iyi yazılmış ama keyif alarak okuduğum bir kitap olmadı. Daha çok düşündüren, rahatsız eden ve insanın kafasını kurcalayan bir deneyim gibiydi. Okurken eğlenmedim ama etkisinde kaldım. Kısacası 1984 güçlü fikirleri olan, insanı sorgulatan ama okuma anlamında her an akıp gitmeyen bir kitaptı. Değerli ama mesafeli durduğum bir eser olarak kaldı
1000Kitap
1984George Orwell · Can Yayınları · 2023200bin okunma
kişisel inceleme
Puan vermedi
Sefiller benim için sadece bir roman değil, resmen bir hayat dersi gibi oldu. Okurken bazen yoruldum, bazen duygulandım ama en çok da etkilendim. Hani bazı kitaplar vardır ya, bittiğinde sen aynı kişi olmazsın… bu kesinlikle onlardan biri. Victor Hugo öyle bir dünya kurmuş ki, sadece karakterleri değil, dönemin tamamını yaşıyorsun. Fakirlik, adaletsizlik, merhamet, vicdan… hepsi iç içe geçmiş. Kitap uzun, evet. Hatta bazı yerlerde “bu kadar detaya gerek var mıydı?” dediğim oldu ama garip şekilde o detaylar bile sonunda anlam kazanıyor. Jean Valjean karakteri… açık söyleyeyim, beni en çok etkileyen karakterlerden biri oldu. Bir insanın değişebileceğini, geçmişinden sıyrılıp bambaşka biri olabileceğini o kadar iyi anlatıyor ki. Onun yaşadığı iç çatışmaları okurken bazen durup düşündüm: “Ben olsam ne yapardım?” diye. Javert karakteri de ayrı bir olay. Onun katı adalet anlayışıyla Valjean’ın vicdanı arasında kalan o çatışma… kitap boyunca hissediliyor. İyilik ve kötülük o kadar net çizgilerle ayrılmıyor aslında, bunu fark ediyorsun. Fantine’nin yaşadıkları… orası baya ağırdı. Gerçekten insanın içini sıkıyor. O bölümleri okurken biraz durup nefes aldım diyebilirim. Çünkü sadece bir karakterin hikâyesi değil, aslında birçok insanın yaşadığı gerçeklerin bir yansıması gibi. Kitapta en çok hoşuma giden şey, sadece bireysel hikâyeler anlatmaması. Aynı zamanda toplumun nasıl işlediğini, adaletin nasıl dağıldığını ve insanların hangi şartlarda neye dönüştüğünü de gösteriyor. Okurken sürekli gerçek hayata bağladım. Açık konuşayım, bazı yerlerde tempo düşüyor. Uzun uzun anlatımlar var, özellikle tarihsel kısımlar biraz zorlayabiliyor. Ama buna rağmen bıraktığı etki o kadar güçlü ki, o zorluklar gözünde büyümüyor. Bu kitapta beni en çok etkileyen şey şu oldu: İnsan kötü doğmaz,
1000Kitap
SefillerVictor Hugo · Karaca Yayınları · 0105,2bin okunma
kişisel inceleme
10/10
·152 syf.··
2024 45. kitabı
Hayvan Çiftliği benim için okurken hem keyif aldığım hem de ciddi anlamda düşündüğüm kitaplardan biri oldu. Açıkçası başta basit bir hayvan hikâyesi gibi başlıyor ama ilerledikçe olayın hiç de öyle olmadığını anlıyorsun. Kitap resmen yüzüne yüzüne gerçekleri vuruyor. George Orwell öyle bir anlatım kurmuş ki, sade bir dil kullanmasına rağmen verdiği mesajlar baya sert. En çok hoşuma giden şey de bu oldu zaten. Kitap karmaşık değil ama anlattıkları ağır. Okurken “bu kadar basit anlatılıp bu kadar güçlü nasıl oluyor?” diye düşündüğüm anlar oldu. Hikâyede hayvanların kendi düzenlerini kurma çabası başta umut verici geliyor. “Artık her şey daha adil olacak” hissi oluşuyor. Ama sonra işler yavaş yavaş değişiyor. İşte o değişimi görmek… bence kitabın en vurucu kısmı. Çünkü her şey bir anda değil, yavaş yavaş bozuluyor. Ve bunu fark ettiğinde aslında iş işten geçmiş oluyor. Açık söyleyeyim, bazı yerlerde sinirlendim. Özellikle domuzların yavaş yavaş diğer hayvanlardan üstün hale gelmesi, kuralları kendilerine göre değiştirmeleri… insanın içinden “bu kadar da olmaz” diyor ama bir yandan da bunun gerçek hayatta da yaşandığını biliyorsun. İşte o farkındalık baya rahatsız edici ama bir o kadar da etkileyici. Kitapta en çok dikkatimi çeken şeylerden biri de insanların (ya da burada hayvanların) ne kadar kolay yönlendirilebildiği oldu. Sürekli tekrarlanan sözler, manipülasyon, korku… Bunları okurken ister istemez gerçek dünyayla bağlantı kuruyorsun. Hatta bazı cümleler var, direkt aklına günümüzden şeyler geliyor. Bir de Boxer karakteri var… açık konuşayım, beni en çok etkileyen oydu. Saflığı, çalışkanlığı ve sisteme olan körü körüne bağlılığı… onun üzerinden verilen mesaj baya ağır. Orada gerçekten durup düşündüm. Çünkü bazen iyi niyetli olmak yetmiyor, hatta bazen insanın aleyhine
1000Kitap
Hayvan ÇiftliğiGeorge Orwell · Can Yayınları · 2024296,1bin okunma