Beyza

Beyza
@Denizfeneri
Bir tel kopar, ahenk ebediyyen kesilir. instagram.com/benneyinpesinde...
Puan vermedi·56 syf.··
2021 5. kitabı
(Az miktarda spoiler içermektedir.) Sizce insan aradan ne kadar süre geçerse geçsin hislerini ve duygularını muhafaza edebilir mi aralarına mesafe girmiş bir yüze, bir insana, bir olaya, bir eşyaya? Bir erkek düşünün. Hayatı boyunca uğradığı türlü aşağılanmalarının ve hor görülmelerinin getirdiği intikam enerjisini tek bir aktiviteye bağlamış; çalışmak. Gençliğinde uğradığı tüm küçümsenmelerini ve umursanmamalarını, çalışıp ulaştığı makamı ve maddi gücüyle bastırabilmek için gece gündüz çalışmak hem de. Tüm bu çalışmalarının karşılığını da alıyor tabi. Kaç kişiye, patronunun evinde yaşama ve onun sağ kolu olma "fırsatı" verilir ki? Peki ya patronunun eşine karşı, kendi kendine bile itiraf edemediği bir aşk beslerse? Üstüne üstlük bu aşkın farkına, patronu onu çok önemli bir görev için iki yıllığına upuzak yerlere gönderirken varırsa ve bu iki yıllık görev savaşlardan dolayı 5 yıla çıkarsa? İşi daha da klişeleştirelim. Ya tam da bu sırada kadının da kendisine karşı yoğun duygular beslediğini öğrenirse? Bunları yazarken aklıma şu soru geliyor; acaba birbirlerinden çok uzak oldukları bu yerlerde, birbirlerini görmeden, birbirleriyle konuşmadan aşklarının 'hala' var olduğuna kendilerini ikna edebilirler mi? Diğer bir deyişle belirli bir zamandaki duyguların, iletişimin hiç olmadığı zamanlarda bile solmaması için dondurulabilmesi ve zamanı geldiğinde çözülebilmesi mümkün müdür? Bu sorunun bir cevabı var mıdır ya da varsa nedir, ben bilmiyorum. Bildiğim tek bir şey var ki, bundan bir süre önce Herman Amato konuya güzel bir nokta koymuş bence; En uzak mesafe ne Afrika'dır, Ne Çin, Ne Hindistan, Ne Seyyareler, Ne yıldızlar geceleri ışıldayan. En uzak mesafe iki kafa arasındaki mesafedir, Birbirini anlamayan. Eğer heyecanı, hayal kırıklığını, tutkuyu, teslimiyeti ve
Edebiyat
Geçmişe YolculukStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202533,6bin okunma
Reklam
8/10
·304 syf.··
2020 2. kitabı
En son ne zaman birbirimizi gerçekten anlamak için dinledik, bilmiyorum. En son ne zaman bir başkasının acısını belki de en derinimizde hissedebildik? Hadi itiraf edelim. Uzun zamandır insanların ne anlattığı ya da ne dertler çektikleri bizi pek alakadar etmiyor. Nihayetinde bizim, insanların -saçma- dertleriyle uğraşacak vaktimiz ve -insanlığımız- yok. O kadar iş güç arasında(!) bir de diğer insanlara vakit ayıracağız, yok daha neler! Para sıkıntıları bir taraftan, akşam televizyonda yayınlanan diziler(:)) bir taraftan, insanlarla ilişkilerimizdeki sıkıntılar bir taraftan, eğitim veyahut işimizdeki sıkıntılar bir taraftan etrafımızı sararken oturup bir bardak çay eşliğinde -bir olmaya çalışmak- ne kadar zor ve ne kadar lüks değil mi? Oysa çocukların ne çok vakti var oturup konuşmak için. Sonuçta onların dertleri ve sıkıntıları yok, onlar oturup akıllarının yettiği kadar(!) insanları dinleyip yorum yapabiliyorlar. Çünkü dünya henüz onları kendi amaçları için köle haline getir(e)memiş. Belki de hayatın, onlara, köle olmamaları için tanıdığı bir süredir bu. Henüz paranın sadece çikolata ya da oyuncak alınması için kullanılan bir alet olduğunu düşünüyor, masallardaki karakterlerle dost oluyor, derslerinin ise birkaç sayfa boya yapmak olduğunu düşünüyor olabilirler. Bu sayede birçok kişinin hasret kaldığı -insanlığa- hala sahipler. İnsanlıklarını manipüle edecek işlerden ve eşyalardan hala uzaklar (tabi aileleri yemek yesin diye ellerine telefon tutuşturmuyorsa). Tüm bunları neden yazdığımı düşünüyor olabilirsiniz. Geliyorum ana meseleye. Momo tam olarak yetişkinlerin farkındalığının ve çocukların masumluğunun birleşmesiyle oluşan bir karakter. Yetişkinlerden bile daha yetişkince düşünebilen ve çocuklardan bile daha saf hareket eden bir insan nasıl olur da bu dünyada
Edebiyat
MomoMichael Ende · Pegasus Yayınları · 201782,3bin okunma
8/10
·228 syf.··
2018 17. kitabı
Kafanızı dağıtmak istiyorsanız ve akıcı bir komedi-bilimkurgu kitabı arıyorsanız bu kitabı okumak kesinlikle doğru bir seçim olacaktır. Kitap bir robotun yerküreye inmesiyle başlıyor ve fazlasıyla hayalgücüyle yapılmış bir kurguyla devam ediyor. Kitabın hayal ürünü olması ve sade bir dille yazılması akıcılığını fazlasıyla arttırmış. Bu kitap serinin ilk kitabı ki bunu sonunun bitiş şekliyle de rahatlıkla anlayabiliyorsunuz. Kitabın tek okunmasını zorlaştıran yanı fazla uydurma kelime bulunması bana göre. Başlarda bu kelimelerin bir anlamının olduğynu düşünüyordum fakat kitapta ilerledikçe ve kelimelerin uydurma olduğunu anladıkça okuma zevkim ve hızım bir o kadar arttı. Okurken eğlenebileceğibiz bir bilim kurgu kitabı arıyorsanız kitabı size fazlasıyla öneririm.
Edebiyat
Otostopçunun Galaksi RehberiDouglas Adams · Alfa Yayıncılık · 20209bin okunma
8/10
·208 syf.··
2018 9. kitabı
2 farklı dünya, 2 aynı çocuk... Bruno isimli bir çocuk karakterimiz var bu hikayede. Yaşadıkları yerden taşınan Bruno, taşınırken orada sadece anılarını değil arkadaşlarını da bırakmak zorunda kalıyor. Yeni taşındıkları yer ise bir Yahudi toplama kampının yanı. Her gün bu kampı ve kamptaki insanları gören Bruno, babasının yahudi karşıtı bir asker olarak çalıştığının ve insanların o derece kötü şartlarda yaşamasına aslında babasının sebep olduğunu bilmiyor. Kamp ile evlerinin topraklarını birbirinden ayıran bir tel Brunonun dikkatini çekiyor ve tel boyunca yürümeye başlıyor. Biraz ilerleyine ise bir çocukla karşılaşıyor ve gün geçtikçe onla muhabbet etmeye,arkadaş olmaya başlıyor. Bu arada, bahsedilen tel örgü, her ne kadar hikayede somut bir kavram olarak gösterilse de bence yazarın bahsettiği tel örgüler insanların düşüncelerinden başka bir şey değil. Fakat Bruno'nun aklına takılan bir soru var. Neden arkadaşıyla tellerin farklı taraflarında durmak zorunda? Kimin hangi tarafta kalacağına kim karar veriyor? Kitabın genel kurgusu bu şekilde olsa da ben kitabın bana düşündürdüklerinden bahsetmek istiyorum. Çocukların babaları, düşünce şekilleri, yaşam standartları her ne kadar farklı olsa da, ikisi için de bu tarz 'ayrımların' ne derece saçma olduğunu da bir kez daha gösteren bir kitaptı. Dünyamızda çok büyük bir ayrımcılık var, bu inkâr edilemez bir gerçek. Fakat bu ayrımı kim yapıyor, neye göre, kime göre yapıyor? Çocuk aklıyla -tamamen saf ve dürüst bir akıl- düşünüldüğünde mantıksız gelen tüm bu olayları "mantıklılaştıran" büyüdükçe gelen hırs, açgözlülük ya da başkalarından çok daha üstün olma isteği mi? Kitabın kısa olmasının yanında sade ve basit bir dille yazılmış olması, okunmasını baya bir kolaylaştırıyor. Eğer merak ediyorsanız, hiç durmadan okumanızı
Edebiyat
Çizgili Pijamalı ÇocukJohn Boyne · Tudem Yayınları · 202150,7bin okunma
8/10
·80 syf.··
2018 6. kitabı
(Kendi düşüncelerim yazının en son paragrafında) Bir kadın düşünün. Ne yaptığının çok sonradan farkına varan bir kadın. Saygıdeğer bir delikanlıyla 2 kız çocuğu annesi bir kadın beraber kaçınca, aynı apartmanda kalan komşuların düşünce zıtlığı çekmesiyle başlıyor kitap. Bazıları kadının bu dercee sorumsuzca davranmasını haksız bulurken, bir kısmı da kadının anlık duygularıyla hareket etmesinin doğal olabileceğini söylüyor. Bunun doğal bir olay olduğunu savunanlardan birisi, ana karakterimizin dikkatini çekiyor ve onla zamanla yakınlaşmaya ve konuşmaya başlıyor. Bir süre sonra ise onla özel olarak konuşmak istediğini söylüyor ve kitapta zaten bu şekilde, ikisinin konuşmasıyla başlıyor. Daha da doğrusu sadece ana karakterimizin konuşmasıyla başlıyor çünkü karşısındaki genelde tepki veremiyor. Ana karakterimiz, eşi öldükten sonra soluğu onun sayesinde alıştığı alışkanlıklarını kendini hatırlatmakta buluyor ve bir kumarhaneye gidiyor. Kumarda her şeyini kaybeden ve buradan çıktıktan sonra intihar edeceğinden neredeyse adı kadar emin olduğu biriyle karşılaşıyor. Gönlü dışarıda tek başına kalmasına el vermiyor ve onu kalması için bir otele götürüyor. Gece boyunca gencin hayata dönebilmesi ve intihar düşüncesinden vazgeçmesi için uğraşıyor. Ana karakterimiz bir şekilde bu rezil olmuş gencin toplanmasına yardımcı oluyor ve yurduna dönmesi için bir miktar para veriyor. Genç ise söz verdiği halde o parayla yine kumara gidiyor, yine perişan oluyor ve yine eskiye dönüyor. Ki bunlar, tam kadının bir genci hayata döndürdüm mutluluğu yaşarken gerçekleşiyor. Şimdi gelelim kendi düşüncelerime. Ben her ne kadar kitabı kısaca özet geçmek istesem de, yazar yine 80 sayfaya sığmayacak şeyler yazmış. O yüzden bu düşüncelerimi, sadece geçtiğim özet ile değerlendirmemenizi rica
Edebiyat
Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört SaatStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2024151bin okunma
Reklam