“Korku, cezadan daha kötüdür çünkü ceza bellidir. Ne kadar ağır veya hafif olsun hiçbir zaman belirsizliğin dehşeti kadar, ürkütücü gerilim kadar kötü değildir.”
Bence bu sözün en çarpıcı tarafı şu: İnsan çoğu zaman yaşadığı şeyden değil, yaşayabileceğini düşündüğü şeyden daha çok korkuyor. Ceza somut bir şey; sınırları var, neyle karşılaşacağını az çok biliyorsun. Ama belirsizlik insanın zihninde büyüyor, ihtimaller çoğalıyor ve korku gerçeğinden daha ağır bir yük haline geliyor. Bazen insanı en çok yoran şey başına gelen değil, olma ihtimali olan şeyleri düşünerek kendi içinde kurduğu o gerilim oluyor.
Haksızlığa karşı başkaldırma, yerinde bir duyarlılık belki de… Ama haksızlığa uğrayan milyonlar ne olacak? Tarihin nükleer köşesine kıstırılmış, acılar içindeki insanın payı ne bu güzellikte?
Bazen insan bir haksızlığa karşı çıkınca kendini iyi hissediyor ama aslında mesele sadece bir olaya tepki vermek değil gibi. Çünkü dünyada aynı anda haksızlığa uğrayan o kadar çok insan var ki… İnsan ister istemez düşünüyor: Birinin başkaldırması güzel ama ya sesi hiç duyulmayan milyonlar? Belki de asıl adalet, sadece güçlü bir tepki göstermek değil; en sessiz kalanların acısını da görebilmek.
Belki de bilinç, evrimsel bir tesadüfün bize armağan ettiği küçük bir ışık… Ama o ışık çoğu zaman bizi diğer canlılardan üstün sanma yanılgısına sürüklüyor. Oysa açlık, korku, sevgi ve hayatta kalma arzusu bakımından aynı gökyüzünün altında yürüyen yolcularız. Ve günün sonunda arzularımızla ters çelişen durumlarda bazılarımız bir hayvandan daha da hayvanlaşıyor. İnsan olmanın da büyük bir meziyet olduğunu anladığımız dönemlerdeyiz