Karıncalarla fillerin hikâyesi, elbette halkın yarattığı
Bir hikâyedir. Küçük bir hikâye. Ben bu hikâyeyi aldım
İşledim. Belki bu hikâye çağlar önce Anadolu’da
Uydurulmuştu. Bir küçücük hikâye olarak günümüze
Kadar geldi ve benim el me geçti. . : Doğan ı n en büyük
Hayvanı olan fili sömürücü olarak aldım. Benden
Önce halk, bu zavallı garip hayvanı, ona düşmanlığından
Değil, sırf iri gövdesinden ötürü sömürücüye simge
Olarak almış. Sömürülenlerin çokluğunu, çalışkanlığını,
Yaratıcılığını göstermek için de halk karıncayı almış.
Neye üzülüyorum biliyor musunuz, bu kitabı
Okuyanlar, özellikle de çocuklar, filleri belki hiç sevmeyecekler.
Bu bana çok dokunuyor. Ne yapabilirim ki
Oysa filler bugünkü sömürücüler kadar ne korkunçtur,
Ne zalimdir, ne özgürlük düşmanıdır, ne de
İşkencecidirler. Eğer insan soyunun bu en zaliminin
Simgesini, benzerini, hayvanlar arasında arayacak olsaydım
belki timsahları bulurdum, boa yılanlarını bulurdum
Yok, yok, sanmıyorum ki yeryüzünde bu zalimler,
Simgeleyecek korkunçlukta bir hayvan türü bulabilelim...
Bizim tükettiğimizi sandığımız hayat denilen şey, tuhaf ve
anlaşılmaz bir şey ve kimse kendi hayatının bile neden öyle olduğunu bilemiyor. Durup durup
bekliyorsun ve o, bir yerden bir yere, neden kimse bilmeden, öyle giderken, sen kendi
hayatın içinde, nereden nereye gittiğine ilişkin birçok düşünce düşünüyorsun; yanlışı,
doğrusu olmayan ve bir sonucu bile olmayan, tuhaf düşünceler derken bir bakıyorsun,
yolculuk burada bitti
Insani kendi firtinasindan sadece sevgi cikarabilir. Mutlak sevgi karsilik beklemeden yurekte hissedilen bir yucelikte sınırsız bir coskuda kosullar ne olursa olsun daima gercekte neyin onemli oldugunu hatirlatacak gucteydi.
Bilge herkese yayilmadan bilmenin yarattigi basinc oylesine buyuktu ki bunu ancak gercekten bilenler anlayabilirdi hayat iste ozaman cehennemdi bilmeyenler arasinda bilen olmak en buyuk lanetti. Dinlemeyenler arasinda duyan olmak ise falaket...