Bazı kadınlar vardır, kocalarını ne kadar çok severlerse o kadar kavga çıkarırlar. Ciddi söylüyorum; ben böyle birini tanırdım: "Çok sevdiğim için sana eziyet ediyorum, kıymetini bil." derdi. Aşkın insana böyle şeyler yaptırdığını, insanın sevdiği kimseyi üzmekten hoşlandığını bilir miydin? Bunu en çok kadınlar yapar.
Herkese merhabalar efendimmmmm. ✋
Bu ay dünya klasiklerinden, İspanyol yazar Miguel de Unamuno’nun “Sis” kitabını okumuştuk. Bir adamın bir kadına aşık olmasıyla başlayan ve sonrasında büyük bir varoluş bunalımı içeren romanı yine alıntılar üzerinden inceledik, tartıştık. Baş karakterimiz Augostoyu bencil bulduk, yanında çalışan taşralıların felsefi zekalarına hayran kaldık, arkadaşı Victor’un olay içindeki gizli öneminden bahsettik, anarşist enişteyi çok sevdik, adını doğru düzgün söyleyemediğimiz Eugenia bir kadının nasıl tehlikeli olabileceğini gösterdi bizlere. Evlilik, kadın erkek ilişkileri, çocuk sahibi olma, anne-baba olma, varoluş sancıları, felsefe, toplum içindeki maskelerimiz, oynadığımız roller hakkında uzun uzun konuştuk. Her zamanki gibi çok zevkli ve kaliteli bir sohbet oldu. Etkinlik fotoğraflarımıza buradan ulaşabilirsiniz:
i.hizliresim.com/4jX3rL.jpgi.hizliresim.com/JZmMAY.jpgi.hizliresim.com/zj915Y.jpg
Ancaaakkkkk!!! Grubumuzda öyle genç bir yetenek vardı ki hepimizi hem çok şaşırttı hem de bir o kadar etkiledi. Henüz 14 yaşında olmasına rağmen, Mehmet arkadaşımız bizi zekasıyla, yaptığı tespitlerle, mantıklı yorumlarıyla adeta kendine hayran bıraktı, mestetti diyebiliriz. Bu kadar genç bir okuyucuyu grubumuz adına kazanmak da bizim için inanılmaz gurur verici oldu. Küçük Mehmet’imizi tanıyalım:
i.hizliresim.com/ADWv70.jpg
Not:Sol taraftadır. :)
Toplantımızı bitirdikten sonra artık klasikleşmiş olan toplantı partisini Tarçın'da yaptık. “Bu da Tarçın’dan güzel bir kare.”
i.hizliresim.com/36Q3v0.jpg
Evet efendiiimmm, iletimize son vermeden 9. buluşmamız için belirlediğimiz kitabı söyleyelim: Georges Perec'ten Uyuyan Adam belirledik. Buluşma tarihimizi ise Ramazan’dan
Eee ne olacak şimdi ha? diye kitabın içinde sık sık soran Alexe cevap olarak:
Hikayeni okuyup bitirmem üzerine inceleme ve yorumlarımı elimden geldiği, dilimin döndüğü ve kelimelerimin yettiği kadarıyla yazıya dökeceğim sevgili kardeşim. Belki bu şekilde tüm okurlarını kardeşi olarak görerek, ‘‘ey kardeşlerim’’ diye hitap eden Alex’e yeni kardeşler(okuyucular) kazandırmak, ilgi uyandırmak , belki de okumayı düşünenler için şüphelerini ortadan kaldırmaya katkıda bulunmak için.
Evet kitabın bende oluşturduğu düşüncelerle birlikte hikayeye de değineceğim incelemem biraz uzun olacağından şuraya arka plana bir müzik tavsiyesi ekleyerek, sıkılmanıza mani olmasını dilerim.
Efsane ikilinin düeti!
youtube.com/watch?v=48Qdgx2...
Şarkının içinde de geçen şu kısmın altını çizerim;
‘’İki kapılı bir handa yürüyoruz gündüz gece ve bilmiyoruz ne haldeyiz!’’
Hadi Alexinde deyimiyle incelememi dikizlemek(gözlemlemek) isteyenler buyursun:
Öncelikle kıyısından, köşesinden , üstünden de olsa elimden geldiğince hikayeyle ilgili küçük spoiler kelimesi de yerin dibine batsın da dilimizden düşsün, ipuçları olabilir uyarısı benden okuma kararı sizden : )
Yazar ile başlamak istiyorum cümlelerime; Anthony Burgess kariyerinde önce müzisyenlik, sonrasında yazarlığa girişmiş bir İngiliz yazar. Yazarlığa girme hikayesi oldukça ilginç; Kendisine beyin tümörü hastalığın teşhisi konulmasıyla bir yıllık ömrünün kaldığı açıklanıyor. Bunun üzerine kendisi kalan ömrüne yazar olarak devam ediyor ve bu romanla birlikte 5-6 sayıda kitap eseri çıkartıyor. Fakat kaderin cazibesi veya teşhisinin doğru çıkmaması üzerine ömrüne daha uzun süre devam ediyor. Kader ilginç bir senaryo yaşatarak, kendisine yazarlıkla tanışıp bu eserinde ortaya çıkmasına olanak sağlıyor. Müzik dünyasıyla birleşen