Herhangi bir insan gibi bir filizim ben de. Başlangıcım, ne doğumumla ne de ana rahmine düşüşümle gerçekleşti. Sayısız milenyumlar boyunca büyümekte, gelişmekteyim. Bütün bu yaşanmışlıkların ve sayısız başka yaşamların tüm bu deneyimleri, beni ben yapan ruhun ya da tabiatın mayasını oluşturmakta. Anlıyor musunuz? Onlar benim özüm. Madde anımsamaz, çünkü bellek ruhtur. Sayısız yeniden doğuşumun anılarından oluşan ruhum ben.
Temel anayasası homeostaz üzerine kurulu bir bedende sadece haz ve gazdan oluşan bir fizyoloji sürdürülebilir değildir. Haz olması için acı olması lazım. Tokluk olmasıniçin açlık olması lazım. Özetle beyazın mükemmelliğini anlamak için ara sıra siyahın içinde yaşamak lazım.
Tüm hayatınız boyunca hiç kimse,kendinize verdiğiniz zarar kadar size zarar vermedi, sizi sömürmedi. Öz-zararımızın sınırı ölçüsünde başkalarının size zarar vermesine izin verirsiniz.
Hayatta herkesle ve her şeyle aramızda, ihlal edilmemesi gereken, görünmez sınırlar var. İşte bu sınırları ihlal etmeme bilincini saygı olarak tanımlıyorum.
Fikir tek başına bir güç değildir. Bilinçte tek başına olsa bir güç haline gelebilirdi. Ama orada duygusal hallerle çatışma içinde bulunduğundan, mücadele etmek için kendinde eksik olan gücü duygulardan ödünç almaya mecburdur.