Psikologlar, sevmeyi "yakınlık duygusu" olarak tarif ederler. Yani sevdiğinizi, kendinize yakın bulursunuz ve hayatınız boyunca, her yönü ile ona yakın olmak istersiniz. Zaten, Şanlı Peygamberimiz: "Kişi sevdiği ile beraberdir" diye buyurmamışlar mıydı? İnsan sevdiğinin her şeyini sever ve hatta ona benzemeye çalışır. İnsan, sevdiğine bütün gönül kapılarını açar, onun isteklerini "emir" telâkki eder. Sevginin doğurduğu itaati, hiçbir duygu meydana getiremez.
Allah, "Zahir" ismi celili ile eşya ve varlıklarda zuhur eder ve fakat asla, bir eşya ve varlığa hulul etmez. Bu sebepten, hiçbir yaratılmışa "ilahlık" yakıştırılamaz.
Zweig okurken sıkılırım, Dostoyevski'nin de insanı bunaltan eserleri vardır. Kafka'nın "Şato"su neredeyse çileden çıkarıyordu beni. Sayfalar çeviriyorsun ama yine de yerinde sayıyorsun. Olaylar ilerlemiyor, sanki sayfa sayısı olsun da roman formatına ulaşsın istemiş. Konuşmalar gereksiz detaylandırılmış, bir çok betimlemeler lüzumsuz. Edebi tad alınır mı? Alınır, tabii ki, fakat yoğun sabır gerektiriyor.