Dilek

Dilek
@Dolorosamente
884 okur puanı
Ekim 2018 tarihinde katıldı
Sen yaz, bir okuyan olur.
10/10
·157 syf.·
2019 129. kitabı
Sennur Sezer sesi gür bir kadın yazar. Kadınların, çocukların, işçilerin kısaca toplumun sesiydi. Perşembe Mektupları, 2010 - 2014 yılları arasında Evrensel Gazetesi'nde yayınlanan mektupların, Yazılı Kağıt Yayınları tarafından basılmasıyla oluşan bir kitap. Kimlere kimlere yazılmamış ki o mektuplar. En çok mektup kendi kuşağım dediği yazarlara. Onlar 60'lı ve 80'li yılların ortamında yaşamaya ve yazmaya çalışmış insanlar. Onlar için biz acılarla büyüyen ama umutlu gençlerdik, bizi bazen acılarımız bazen de umutlarımız birleştirdi, "yazdık da direndik" diyor. Bu mektupların bazıları muhatabı tarafından bilinmiyor bir iç dökmeye dönüşüyor çünkü seslendiği şair ve yazarların bir kısmı hayatta değil. Ama bu dünyadan yaşamlarımıza dokunarak geçtiği ve hala edebiyatımızda büyük yerleri olduğunu düşündüğü için onlara da yer vermiş. Yazarların yazın hayatlarını, kişiliklerini, hayata bakışlarını, pek bilinmeyen yönlerini; bazen üstü kapalı bazen eleştirel bir dille bazen de dosthane bir kaç tavsiyeyle anlatmış. Bunu yazarın bir şiiri ya da bir öyküsünden, romanından cümlelerle kendi cümlelerini harmanlayıp yapmış. Mesela Mehmet Akif Ersoy'a yazdığı mektubun içinde hâlâ yaşamakta olduğumuz sıkıntıları ve bilinçsizliği dile getiriyor. Köse İmam şiirinde, bir erkeğin karısına şiddet uyguladığı ve boşanmadan başkasıyla evlenmek isteği üzerine, Köse İmam'ın bunun kulaktan duyduğu kadar basit olmadığını, kadının da erkeğinki gibi hakları olduğunu, inancın körü körüne bağlanılmaması gereken ve bilgi gerektiren bir şey olduğunu anlatıyor. Sennur Sezer, Mehmet Akif'e benim gözümde bunları Köse İmam değil siz söylüyorsunuz, saygım bir kez daha artıyor diyor. Ama sizin saygın kişiliğinizi kullanarak şeriatı kullananlara saygım yok bilin istedim diye bitiriyor mektubunu. Bundan
Edebiyat
Perşembe MektuplarıSennur Sezer · Yazılı Kağıt Yayınları · 201514 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Taşlar değil hisler.
9/10
·125 syf.·
2019 125. kitabı
Nohut Oda, Melisa Kesmez'in 2019 Sait Faik hikaye armağanının sahibi olan öykü kitabı. Melisa Kesmez ile yolumu kesiştiren, dünya görüşüne değer verdiğim çok sevdiğim bir arkadaşım. Güzel bir tanışma oldu. Yaşayan, yaşatan capcanlı bir kitap okudum. Nohut oda, mekanlar içinde varolduğumuzda yahut onların dışında kaldığımızda neler hissettiğimizin, hissedebileceğimizin, ruhumuzun aldığı renklere göre çekilmiş fotoğrafları. Her öyküde farklı fotoğraflar yeni yüzler fakat benzer varış noktaları. Her ailenin ya da birlikte yaşayan insanın, aynı mekanın içinde farklı bir hayatı vardır. Çünkü insan ne kadar kalabalık da olsa tek başındadır. Ama o üstümüzdeki çatı bizleri topluluk halinde yaşamaya mecbur bırakır. Kimi için mecburiyet olan bu çatı kimi için dünyanın en olunası yeridir. Küçük bir yerdir ama bizim için dünyanın en geniş en rahat mekanıdır ora, o yaşadığımız yer. Bazen de büyük, korunaklı ve yaşam için gerekli olan her şeyle donatılmıştır ama soğuktur, kasvetlidir, bir türlü içine sığamayız. İçinde yaşanılan yerden ziyade içindekilerin o yere o eve - nasıl adlandırırsak- oraya hayat katan aslında insanlardır, nefeslerdir, anlardır, anılardır. İçinde yaşadığımız zamanda fark edilmeyen ya da yeteri kadar değer vermediğimiz duygular gitmek fikriyle nasıl çoğalıp yolumuzu kesiyor, anlıyoruz ki bazı şeyler gittiğimizde tükenmiyor. Gitmeden de tükenmişliği vardır bu hislerin bu bağların... Öykülerinde, hayattan, yaşanılması muhtemel olaylar ve durumlar var. Bunları da aynı hayattaki gibi, doğallığıyla, sade ve akıcı bir şekilde anlatıyor. Karşınızda biri var ona yaşadığınız bir olayı anlatıyormuşsunuz gibi. Öykülerin tümü içindeki kadın karakterlerin ağzından aktarılıyor. Öykülerden kısaca: Anneleri öldüğünde, biri geçmişle diğeri bugünle yaşayan iki kız kardeşin
Edebiyat
Nohut OdaMelisa Kesmez · Sel Yayıncılık · 201810,5bin okunma
Epey oldu, olmayalı
9/10
·160 syf.·
2019 105. kitabı
Oruç Aruoba'nın ifade tarzını güçlü ve etkileyici buluyorum. Bu etkinin bana hissettirdiklerinden bahsedeceğim daha çok. Önce kısaca kitaptan: Olmayalı, Oruç Aruoba'nın ikinci koleksiyonundan bir felsefe kitabı. Üç bölümden oluşuyor. Sırasıyla; çok anlamlılıklar, kişinin yaşamının anlamı ve felsefe üzerine birkaç not. İlk bölüm biraz şiirsel ve daha çok estetik, uyumlu kelimeler ve anlamı çoklu cümlelerden oluşuyor. İkinci bölüm, uzun karmaşık ve biraz devrik ama çok etkileyici cümlelerden oluşuyor. Çünkü en çok sorduğumuz 'ne için, kim için yaşıyorum' gibi büyük soruların anlaması güç yanıtlarını barındırıyor. Üçüncü bölüm de felsefe tarihinden birkaç düşünür ve onların yazdığı veya anımsattığı kısa yazılardan oluşuyor. En çok onaylayarak ve hissederek okuduğum, kişinin yaşamının anlamı bölümüydü. Ve en çok çarpan buydu: #46852468 *** Uyandığımdan beri, yani uyandırıldığımdan, dünyaya büyük büyük açıp gözlerimi bakamadığımdan, bakıp da göremediğimden beri, görüp de anlayamadığım, anladığımı sanıp hep yanıldığımdan beri, olmayalıdan beri. İkimiz varken ben olmayalı, sen olalı. Ben varken ben olamayalı. Sen varken, sadece sen, orada durup bana bakarken, düşlerimde oluşan sen olmayalı. Kendimi ne zaman tam hissetsem yarım, ne kadar oldu ki tam olmayalı. Olmadığını anlayalı, olmayalı dediğim, sahi ne zamandı? Kafa karışıklığına sürüklenebiliyor insan bu kitabı okurken. Ne zaman olduğunu, olup olmadığını, ne zamandır olmadığını, olduğunda kendi olup olmadığını, kendi olmanın sahip olduğu bir nesne değil içini saf halde görebilmek ve gösterebilmek olduğunu, kendi içini görüp tanımanın zorluğunu, başkasının senin için olup olmadığı, senin de kendin için olup olmadığın gibi sorgulamalara sürükleyen, bilinmezden bilinene, hislerden bilimsel
Felsefe
OlmayalıOruç Aruoba · Metis Yayıncılık · 20161,154 okunma
Üç Hayat
9/10
·60 syf.·
2019 64. kitabı
Kadın birçok rolün üstesinden gelir, bazılarını soyunur bir kenara bırakır bazılarını da göz rengi gibi üzerinde taşır. Sylvia Plath tarafından kaleme alınmış üç kadın, üç doğum öyküsü, üç farklı ses, üç farklı şiir. Bu kadınların doğum öncesinde, esnasında ve sonrasında yaşadığı ruhsal durumları, fiziksel değişimleri, kendileri ve bebekleri için gelecekten beklentileri, garipseme ve mutlu olma gibi karmaşık duygularını bazen gerçek bir incelikle bazen de daha keskin ve sert cümlelerle ifade ediyor. Kadınlardan biri beklemediği bir anda çocuk sahibi oluyor, biri her şeyden çok onu bekliyor, biri ise bu çocuğu büyütebilecek durumda değil... Genel itibariyle şiirler, şekil ve üslup açısından düz yazı sadeliğinde, fakat bu şekilde bile etkileyici. Çünkü; çocuk ve kadın olan iki ayrı varlığın anne ve çocuk bağına dönüşümü yeterince şiirsel. Doğumhaneden kadınlığa, çocuğa ve dünyaya açılan bir kapı aralanıyor. Kapıyı açın pişman olmayacaksınız. Peki bu üç yeni hayat, bu yeni sesler de bir şeyler söylemek istiyor olamaz mı? ****** İlk hediyem, ilk gözyaşım, ilk mutluluğum Annem. Beklenmeyen şeyler hep güzel olurmuş benim gibi, bunu düşleyebilir miydin? Çiçeklerden daha güzel kokan bir varlığa sahip olmak aklının ucundan geçmiş miydi? Dünya kötü bir yerdi ve canın pahasına koruyacaktın beni, sen küçücük bir böcekten bile korkmaz mıydın önceleri? Gözlerime her baktığında aynı heyecanı ve iç titremesini hissedeceğini bilebilir miydin? Gerçek sevgi buymuş dedin mi? Her gece uykumda öptün mü beni? ****** İlk umudum, ilk bağım, ilk can'ım Annem. Beni bu kadar çok beklemekten yorulmadın mı? Gelip gitmelerimden umutsuzluğa düşmedin mi?
Şiir
Üç KadınSylvia Plath · Artshop Yayıncılık · 2006540 okunma
Otoritelere karşı duracağım, kolla beni!
8/10
·144 syf.·
2019 53. kitabı
Güzel kitap ve dolu bir adammış vesselam. Bu tanışma için sana teşekkür ediyorum. Sözümü tuttum, ektedir. Gerçekçi ve net ifadelerin adamı Voznesenski. Üslubu iğneleyici, sert, özgün ve duru. Biçimde de çok fazla sözcük oyunu barındırmıyor, sade. Ele aldığı konular, sosyalist ve toplumsal bakış açısıyla Nazım Hikmet ve  Ataol Behramoğlu'nu, aşkın bir çok halini anlatışıyla Cemal Süreya'yı anımsattı bana. Hayat gibi bir kitap bu, hepsinden var içinde. Ben en çok da bu satırları sevdim: "kanlar üzerinde yürüyordu bir zalim sessiz çizmeleriyle." "Benim sevgili halkım, Dönüp bak ileriye!" "Bir kadını dövüyorlar. Böyle dövülür köle kısmı." "hangi dertlere düştün sen orada, canım, sağ mısın, sapasağlam mısın?" "dayanılır şey değil aşktan yoksun kalmak" "Toprağa veriyoruz şiirleri. Şiir yasaklananlara serbest." "Keşke yarı yarıya azaltılsa sayısı budalaların hem senin ülkende, hem benim ülkemde." "Gelecek için utanç duymaktayım ben:  kim bilir, başka bir inanç  bizi tekrar mahrum kılar kutsal olan her şeyden." "mezara gireceğiz — eşit olacağız" "Uzaklardaki ahizeye üflüyorsun ve benim ufacık yakam, bak senin soluğunla küçük bir bayrak gibi çırpınmaya başlayacak."
Şiir
Telefon KulübesiAndrey Voznesenski · Broy Yayınevi · 199791 okunma