Öyleyse, niçin her şeyi bilen ve gören Tanrı onları vatanlarından çıkarıyordu? İnsanlar birbirleriyle niçin dövüşüyor, niçin kan ve gözyaşı dökülüyor, niçin herkes kendini haklı, karşısındakini haksız görüyordu? Gerçek olan neydi? Bir kimse çıkıp tetiği çekenin yalnız kendisi olduğunu iddia edebilir miydi? DÜNYAYA HAKEMLİK EDEBİLECEK BİR KİMSE YOKTU!
Derin hayaller içinde kaybolup gittiğinde insanın, kelimelerle anlatamayacağı, ruha karşı güneş gibi açıldığı anda biten bir gülümseme sonsuz olmaya layık değil midir? Zavallı bellek!.. Günden güne yok olduğunu hissettiğimiz şu vücut denen toprak yığınının üzerinde hiç durmaksızın yaşamaya çalışır durur. Bir hüznü andıran bakışı yıllarca saklar. Bir sözü, bir gülümsemeyi yıllarca saklar.
Evin yukarı kattaki pencerelerinden bahçedeki nar ağacının dallarına yansıyan şamdanın hafif ışığına gözlerini dikerek, yaradılıştaki gizlerin anlaşılmaz güzelliğine "Gece" dedi.
Sözün kısası, Old Bailey o günlerde, "Var olan doğru olandır." ilkesinin pek güzide bir örneğiydi; nihai olduğu kadar miskin bir aforizmadır bu aslında, yaratacağı sıkıntılı sonucu, yani "Eskiden var olan hiç bir şey yanlış değildir" düşüncesini hesaba katmaz hiç.