İşsizdim. Vakitten bol bir şeyim yoktu. Günlerimi antikacılarda saçma sapan hikayeleri arayarak bulduğum fotoğrafın sahibinin peşine düşerek geçireceğime iş arasam çoktan bulmuştum. Ama istemiyordum. Sanıyorum iş bulmaktan da kaçıyordum. 30 yaşına gelmiş bir baltaya sap olamamıştım ve iş başvurularına bir sap olarak katılmak ağırımıma gidiyordu. Sokaklarda dolaşıyordum istiyordum ki iş beni bulsun. Yaptığımın yanlış olduğunun farkındaydım. Kendimle her gün defalarca yüzleşiyor ve defalarca kendime” sanane oğlum” diyordum. Bana değil de kime ne olacaksa…
Bunlara her şeyi öğretmişim de ölünün arkasından konuşmamayı öğretememişim. Yerden yere vurdular beni. Kemiklerim sızım sızım sızladı. Konuşmayacaktım. Öldükten sonra konuşmanın mümkününü zati yok. Sağlığımda da ben konuşamadım. Her şeyi olduğu gibi anlatmak isterdim ben bu çocuklara. Gayrı mümkünü yok. Mümkün olsa bile gelen giden yok. Kendileri benden daha iyi bilir. Beni buraya bıraktıktan sonra bir daha gelen giden olmadı mezarıma.