"Her şeyin üst üste gelmesi"
Şu an tam anlamıyla hayatımın böyle bi dönemini yaşıyorum..
Sizin başınıza da gelmiş olabilir, bu durum da siz çareyi nasıl buldunuz ?
Edit:Kayda değer yorumlar benim için gerçekten kıymetli.
Toplumdaki adaletsizliklere, haksızlıklara, her türlü meşru sayılmayacak şeylere karşı insanların karşı çıkmaları, yine o toplumun yıllardan beri süregelen yanlış bulduğumuz kuralların bulunması ve kendinin değişmesi gerektiğini düşündüğün bu kuralların değişmesi için sesini çıkardığın taktirde toplumsal ötelenme ile değersizleştirilip önemsizliğe kapılarak bu haksızlıklara karşı vereceğimiz tepkiler konusunda diyalektik çatışmalar yaşıyoruzdur. İşte bu çatışmalar sonunda bizi her türlü haksızlıklara ve yanlışlara karşı vereceğimiz tepkilerin toplumu düzeltmeye yönelik değişikliklere yol açması için yapabileceğimiz en önemli şey okumak, daha çok okumak.
Asalak bir sarmaşık olma.
Oku, Düşün, Sorgula...
#76944903#76948306#76966957#77021491
Mutluluk anlardan ibaret, peki insan sadece bu mahiyette olan bir şey için neden bu kadar uğraşır, didinir? Peki dünyaya acı çekmek için mi gönderildik? Schopenhauer'a göre mutlu bir hayat imkansızdır ve o da Platon gibi içinde bulunduğumuz hayatın bir yanılsama olduğunu düşünür.
Ona göre varoluşun temel ayırt edici özelliği devinimdir ve iyi şeyler çok kısa anlardır fakat acı geçmek bilmez. O zaman müspet olan şey zevk değil acıdır. Bu yüzden ızdırabı hayatımızın merkezine koymazsak varoluşumuz dünyadaki en değersiz şey olur.
İnsan sürekli bir iş-güç, kaygı, endişe, sıkıntı içinde olmalıdır. Çünkü insanlara bütün arzuları doğar doğmaz verilseydi, hayatlarını nasıl geçirirlerdi? Hayalini kurduğumuz ütopyaya erişince hayatın bir anlamı olur muydu? insanlar can sıkıntısından ya kendini ya da başkalarını öldürürdü. Bu yüzden insanoğlu için olumlu olan şey ızdıraptır.
İnsanın varoluşunda ve şeylerin doğasına dair kavrayışında ölüm nasıl bir değişiklik meydana getirir? Schopenhauer burada ölümü menfi bulur çünkü intihar eden kişi aslında hayatı ister, sadece kendinde-şeyden hoşnut değildir. Kişi hayatın şartlarında kusur bulur hissedilen eksiklerinin giderilememesinden ve istemeyi sona erdiremediği için hayatına son vermektedir.
Son olarak yazara göre yaşama iradesinin olumlanmasında esas etken erkeğe aittir. Cinsel birleşme esas itibariyle erkeğin işidir ve dünyaya gelecek çocuğa kötülüğün kaynağı olan iradeyi; kişiliği verecektir. Kadından ise kurtuluşun kaynağı bilgiyi kazanacaktır. Böyle bir irade dünyaya getirirken ona insanların tüm maskelerinden, düzenbazlıklarından, riyakarlıklarından bahsetmeliyiz ki haberdar olduğu bu kötü dünyada mutlu bir yaşam sürebilsin.
#78180991#78186964#78360213#78447803#78454359#78472618
Eğer ben kendim varolma durumuma inanmışsam ve doğada olan her şeyi görüp algılıyorsam (duyularımla) ilk baş şüphe duyup kendimi bir rüyadaymış gibi kötü ve yanıltıcının safhından, uyandığımda reddettiğim Tanrı ve uzamsal dünya fikrini algılamaya başlamışsam varım demektir. Yani uyandığımda ben bensem ve bunun bilincindeysem ve de bütün bunları düşünebiliyorsam varım.
Cisimleri tahayyül etme yetimizle ya da duyularımızla değil de özümüzde var olan anlama yeteneğimizle tanıyoruz ve nesnel var oluşlar doğaları gereği idelere nesnel olarak aitlerse aynı şekilde biçimsel var oluşlar da doğaları gereği bu idelerin nedenlerine aittir.
Zihnimde bir üçgen tahayyül ettiğimde nasıl ki bu üçgenin açılarının toplamı iki dik açısının toplamı olduğu idesinden ayrılamazsa Tanrı idesi de düşüncelerimden ayrı olamaz.
Eğer kuşku duyma edimini idemde düşünebiliyorsam bu şeyin var olma olasılığını nasıl yadsıyabilirim.
Tanrının varlığı edimine bir kez eriştikten sonra Tanrının varlığından kuşku duymak için neden yok. Çünkü zayıf ve sınırlı bir doğaya sahibiz ama Tanrı son derece engin, sonsuz ve zihnin sınırlarını aşacağından onun kavranılmaz amaçlarını keşfetmeye, deşmeye çalışmak insanın haddini aşmaktan başka bir şey değildir.
Tanrı neden sahip olduğumdan daha engin ve mükemmel özgür irade vermedi diye yakınamam. Çünkü şu anki özgür irademin herhangi bir sınır tanımadığı, olabildiğince geniş ve belirsiz olduğunu deneyimlerimle bilmekteyim.
Son olarak bizi biz yapan uzamlı bir şey olan bedenimizden ayrı bir ideye sahip düşünsel bir benimiz olduğundan, bedenimizden ayrı tinsel bir benimiz olduğu gerçeğini de öğrenmiş oluyoruz.
#77492503#77577999
Ahlak adına bildiğiniz ne varsa unutun. Bu kitapta her türlü sadist, mazoşist, liberten, erotik, seksüel, anti metafizik düşüncelerle karşılaşacaksınız.
''Evet, Ben bir libertenim, itiraf ediyorum, bu konuda akla gelebilecek her şeyi düşündüm''
Ahlakı belirleyen nedir?
Yeryüzünde çoğunluğun tarihsel olarak bir metafizik düşünceye bağlı olduğunu düşünürsek inançlar farklı olsa da benzer ahlaki ögelerin hakim olduğunu görürüz. Herhangi bir inanca sahip olmayanlar bile bu ahlaki ögelerin etkisi altındadır.Sade ben bir libertenim diyerek buna karşı çıkıyor ve toplumda ahlak adına ne varsa baş aşağı ediyor. Onun için sadece doğa yasaları vardır ve sapkın düşüncelerini bu sistemde meşru göstermeye çalışır.
Tanrıya her fırsatta küfreder ve "Var olmayan bir tanrıyı hiç bir din memnun edemez" der.
Kralların kendilerini korumak için kullandıkları bir alettir din ve karşı olduğu monarşik din kisvesinin hegemonyası altındaki cumhuriyetler mevcuttur. Oysa Sade'ın ideali özgürlükçü seküler cumhuriyetçi bir yönetimdir.
Peki Sade'ı yakmalı mıyız?
Düşünüyorum gözlemliyorum çevremi dünyayı yaşantıları toplumları haberleri inceliyorum ahlak adına ne varsa günden güne azaldığını hissediyorum. Ahlak dışı ne varsa her gün daha da çok karşılaşıyoruz. Hayatta daha ne ile karşılaşacağız derken daha da uç eylemlere şahit oluyoruz. Bence Sade'ı yakmamalıyız, aksine daha çok okumalıyız, gittikçe libertenleşen dünyada bilinç ve bilinç dışı etkinlikleri, düşünce faaliyetlerimizi daha çok sorgulamalı; daha sağlıklı ortak yaşam sağlama adına özgürlükçü ve saygın toplumsal normlar oluşturmak için daha da çok düşünmeliyiz.
Kitaptan sonra film önerim ise Kubrick'in Eyes Wide Shut (Gözleri Tamamen Kapalı) filmi