Oğlum bu memlekette keçi etine koyun eti damgası basar, satarlar. Sen sonra uğraş dur ben keçiyim diye. Mühür, koyun mührü. Artık koyunsun. Şimdi size bir basarsak “komünist” mührünü, ömrünüzün sonuna kadar çıkaramazsınız. Hadi gidin buradan.”
“Oysa ben tanrıyla bozmuşum. Bana acı veren yalnız bu... Ya gerçekten yoksa tanrı? Ya bu düşünceyi insanların yarattığını söyleyen Rakitin haklıysa? Tanrı yoksa yeryüzünün de, evrenin de başı insan demektir. Mükemmel! Yalnız tanrısız erdemli olabilir mi insan? Mesele! Yalnız bunu düşünüyorum. Böyle olursa insan kimi sever, kime şükreder, kasideler söyler?”
Dostoyevski şans oyunlarında kaderi provoke eder. Onun masaya sürdüğü şey sadece para değildir -ve her zaman son parasıdır- tersine onunla birlikte bütün varlığını sürer masaya. Bundan kazandığı şey son raddeye varmış bir sinir sarhoşluğu, ölümcül ürperme, temel korku, şeytani yaşam duygusudur.