Kitabın temeli aşk üzerine oturtulmuş olsa da, kitapta aşktan çok daha öte mesajlar mevcut.
Olaylar, onu gören insanların "Annesi ne günah işledi de Tanrı bu garip yaratığı ona verdi." diye düşünmesine sebep veren, tavşan dudaklarla, sağır, dilsiz ve şekilsiz olarak dünyaya gelen Herkül etrafında gelişiyor.
Günümüz 21.yy toplumlarında dahi şekilciliğin devam ettiğini düşünecek olursak, 19. yy Avrupası'nda da tahmin edileceği üzere "farklı" olan dışlanmıştır.
Ayrıca bu öyle bir dönem ki, helikopterin icadını Tanrı'nın katına göz koymak olarak gören, sanayileşme adımlarını cehenneme yürümek olarak yorumlayan, elektriğin büyü olarak adlandırıldığı aydınlanma karşıtı kilisenin hala baskın olduğu bir dönem...
İşte Herkül böyle bir toplumda, ötekileştirilerek, sirklerde, manastırda, akıl hastanesinde akıl almaz eziyetlere maruz kaldı. Herkül'ü hayatta tutan yegane amaç ise "ruh eşini" bulup ona yeniden kavuşmak oldu.
Sağır ve dilsiz kahramanımızın en büyük yeteneği insanların görünmeyenlerini görmek. "Onu" aramak için çıktığı bu yolculukta, insanların iç dünyalarındaki korkularını, günahlarını, hırslarını, arzularını, sapkın düşüncelerini, iki yüzlülüklerini, kokuşmuş zihniyetlerini görüp, ruhlarının karanlıklarında boğulur gibi oluyorsunuz. Aynı zamanda bu yolculuk sizi kendi iç dünyanıza da yönlendiriyor. Bir çok şeyi sorguluyor, belki aydınlanıyorsunuz.
Herkül ile nefreti derinden hissederek, intikam ateşi ile yanıp tutuşuyorsunuz ve yine Herkül sayesinde gerçek aşkı yüreğinizde hissedip sükuta kavuşuyorsunuz..
Özetle, iyi ki bu kitap önerisini dikkate almış ve okumuşum diyorum.
Herkül'ü çok sevdim. Bana zaman zaman canım Quasimodo'mu hatırlattığı için çok daha bir sevdim :)
Son olarak,
Çarpık ruhlara aşinalığımdan mıdır bilmem ama :) kitapta zihnime kazınan cümle,