'Bu sözler, Allah'ın gerçek sevgilileri nasıl olmalıdır, onu anlatır. Manası şudur: Bu görünür dünyaya dair ne varsa hepsinden vazgeçin. Ama sadece maldan mülkten, sevdiklerinizden, sevinçten ve mutluluktan değil, aynı zamanda acıdan, kederden, yastan ve üzüntüden de vazgeçin. Şu hikâye bu durumu çok güzel dile getirir.
Bir gün Allah'ın saklı dostlarından biri, çadırında bir misafiriyle sohbet ediyormuş. İçeri bir hizmetkâr girmiş, iki eliyle dizlerine vurarak, 'Felaket ya Seyid' diye feryat etmiş, 'kırk deveniz sele gitti.'Seyid'in yüzünde tek bir kıl oynamamış, sadece dönmüş kalbine bakmış, sonra sağ elini göğsüne koyarak, 'Hamdolsun' diye mırıldanmış. Yeniden konuğuna dönmüş, hiçbir şey olmamış gibi hoş sohbetine devam etmiş. Güneş biraz daha yükselmiş, çadıra güle oynaya başka bir hizmetkâr gir-miş. 'Müjdeler olsun ya Seyid' diye sevinçle haykırmış. 'Kırk dişi keçiniz, kırk dişi oğlak doğurdu.' Seyid'in yüzünde yine tek kıl oynamamış, yine dönmüş kalbine bakmış, yine sağ elini göğsüne koymuş, 'Hamdolsun' demiş. Konuğu çok şaşırmış bu davranışa. 'Ya Seyid' demiş merakla. 'Az evvel bir felaket haberi aldın ama üzülmedin, hamdolsun deyip geçtin, ardından bir müjde geldi ama sevinmedin, yine hamdolsun dedin. Bana davranışını açıklar mısın?' Bir yaz sababu gibi aydınlanmış Seyid'in yüzü. 'Kötü haber geldiğinde kaygılandım, hemen gönlüme baktım, bir üzüntü, bir kararma var mı diye: Yoktu, şükrettim, hamdolsun dedim. İvi haber gelince yine kaygılandım, yine hemen gönlüme baktım, bir şişkinlik, bir taşkınlık var mı diye: Yoktu, şükrettim, yine hamdolsun dedim. Deve, keçi, mal mülk gelir gider sevgili konuğum ama gönlün bir kez karardı mı ya da kabardı mı, onu eski haline zor getirirsin.'