Murat Menteş’in renkli üslubunu sevenler için Korkma Ben Varım, tam anlamıyla bir edebî şölen. Yazar yine kendine özgü mizahını, absürtlüğünü ve zeki kelime oyunlarını ustaca harmanlamış. Roman; temposu yüksek, karakterleri sıra dışı ve olay örgüsü sürprizlerle dolu bir macera sunuyor.
Kitabın en güçlü yanı, Menteş’in sinematik anlatımı. Her sahne gözünüzde canlanıyor; karakterler ise gerçeğe yakın ama bir o kadar da fantastik dokunuşlara sahip. Yazar, hem düşündüren hem güldüren hem de merak uyandıran bir denge kurmayı başarıyor.
Grangé, polisiye türünü adeta karanlık bir psikoloji laboratuvarına çeviriyor.
Christie’den alıştığımız “katil kim?” sorusu burada “Neden böyle biri oldu?” şeklinde bambaşka bir boyuta geçiyor.
Fransa’nın tüyler ürpertici bir kasabasında akıl almaz bir cinayet zincirine dalıyorsun ve hikâye tek bir kere bile soluklanmıyor.
Christie’nin nezaketli cinayetleri varsa, Grangé’nin keskin bıçaklı kabusları var.
Ve kabul edelim… ikisi de ayrı türde zevk.
Saramago’nun Körlük ile yaptığı şey bir distopya yazmak değil; insanın gözünün önüne tuttuğu bir ayna. Körlük salgını bahanesiyle insana dair tüm kabukları soyan, medeniyetin ince bir çizgi olduğunu hatırlatan bir roman.
Okurken rahatsız oluyorsun—ama tam da o rahatsızlık romanın gücü.
En can yakıcı tarafı şu: Kör olan karakterler değil, biziz.