Çünkü bugün hala bir yerlerde başka çocuklar benim yaşadıklarımı yaşıyorlar. Kimisi daha kolay kimisi daha zor, haliyle savaşla mücadele ediyor. Ve dünya, yine Bosna Hersek örneğindeki gibi, sadece seyrediyor....
Kâinat, küçük nüsha; insan, büyük nüsha..
Bütün bu kâinat, neyin nüshası?
Allah'ın tecelli nüshası!
Kendi tecelliyatını çoğalttı ve bize sundu..
Neden?
Çünkü biz onun vekiliyiz.
Bütün yaratılmışlar insana musahhar kılınmış, insan da Allah'a musahhar kılınmış.
Ne var ki, hayatının en önemsiz ayrıntıları açısından bakıldığında bile, insan herkesin gözünde özdeş, isteyenin bir şartnameyi ya da vasiyetnameyi inceler gibi inceleyebileceği, maddi bir bütün teşkil etmez; sosyal kişiliğimiz başkalarının düşüncesinin yarattığı bir şeydir.
Aşk değildi ona karşı hissettiği ama dostluk da değildi. Hayır, hem aşk hem dostluk sınıfına da dahil değildi bu duygu. Onun hissettiği, ikisinin arasında, ne aşk ne dostluk olan bir şey, adı olmayan üçüncü bir duyguydu. Aşk kadar yıpratıcı, bencil, kaprisli ve kıskanç olmayan ama dostluk kadar da sakin akmayan, gerilimli bir ilgi. Herkes kendi hayatında ama yekdiğerinin hayatına da dahil değil. Görünmez bir anlaşma imzalanmıştı aralarında. Kimse kimseyi mülk edinmeden, Sofya'nın sevdiği kelimeyle "özgür", ama birbirine de ait; en uzak oldukları anda ve mekânda bile böyle.