Ahmet hep kaçıyor. Ama insanoğlu kendinden kaçabilir mi? Nereye giderse gitsin aklını da kalbini de yanında taşımıyor mu?
Meczup’u okurken beni en çok etkileyen şeylerden biri, hikâyenin içindeki türküler oldu. Yazarın tavsiyesine uyup o türküleri dinleyerek okudum. Sayfalar ilerledikçe boğazım düğümlendi, bazı satırlarda uzun uzun durup düşündüm.
Meczup, deli demek değil. Sevdayla başka bir hâle bürünmek, aşkın insanı değiştirmesi demek biraz da… Kitapta sevda var, edep var, özlem var. Aslında hepimizin bildiği o kavuşamama hikâyesi var. Fakat Fatih Duman’ın farkı, bu hikâyeyi anlatış biçiminde saklı.
Kullandığı dil, kurduğu cümleler, karakterlerin konuşmalarındaki incelik ve edep kitabı bambaşka bir yere taşıyor.
Bir çırpıda okuyabileceğiniz kadar akıcı ama bitirdikten sonra uzun süre zihninizden çıkmayacak kadar derin bir hikâye…
Kitap boyunca şu soru aklımdan çıkmadı:
Sevmek beklemek midir?
Ya da sevmek biraz da cesaret işi midir?
Çünkü herkes sevdiğini söyler ama herkes sevemez. Özellikle günümüzde sevgi o kadar kolay telaffuz ediliyor ki, gerçek sevginin ne olduğunu unutmaya başlıyoruz.
Bana göre Fatih Duman bu kitapta sevgiyi yeniden hatırlatıyor:
Sevgi cesaretti. Sevgi beklemekti. Sevgi emekti.
Okuyacak olanlara gönülden tavsiye ederim. Fatih DumanMeczup
MeczupFatih Duman · Nesil Yayınları · 2024964 okunma
BikesFatih Duman Cânım kâri, herkesin bir hikâyesi var bu dünyada. Bazıları hikâyelerini anlatır, anlatmaya mecburdur ve hatta anlatmazsa yaşayamaz. Bazıları anlatmaz, anlatamaz; utanır, saklar ve
Bahar Hanım bu kitabı bana kitap fuarında imzalayıp hediye etmişti
Konferansını dinledikten sonra kitabı ayrıca merak etmiştim ama okuyunca gerçekten neden bu kadar sevildiğini anladım…
Anlatım dili o kadar naif, şiirsel ve derinlikliydi ki bazı satırlarda durup tekrar okudum. Altını çizdiğim çok fazla cümle oldu
“Dokunsalar ağlayacaktı. Dokunmadılar.”
Sanırım kitap boyunca en çok içime işleyen cümlelerden biri buydu… Çünkü kitap bana şunu çok hissettirdi:
Bazı insanların sessizliği, kırgınlığı ya da hayata verdiği tepkiler göründüğü gibi olmayabiliyor. Herkesin içinde kimsenin bilmediği savaşlar var…
Ben bu kitabı biraz bir kız çocuğunun yeniden doğuş hikâyesi gibi okudum
Kıştan sonra gelen bahar gibi…
Zor şeyler yaşamış ama yine de içindeki umudu tamamen kaybetmemiş bir ruhun hikâyesi.
“Vazgeçmenin bir zamanaşımı var mı?”
Bazı sayfaları gerçekten boğazım düğüm düğüm okudum ama kitabın sonunda hissettirdiği şey umut oldu
Bir de kitap boyunca yapılan edebi ve sanatsal göndermeler çok hoşuma gitti. Bahsi geçen isimleri araştırma isteği uyandırıyor. Bu da kitabın ne kadar özenli ve donanımlı yazıldığını hissettiriyor
Bahar Hanım’ı fuardaki konferansında dinlemek de ayrıca çok güzeldi. O naiflik ve samimiyetinin kitabına da yansıdığını hissedeceksiniz.
“Hiçbirimiz mükemmel değiliz, önemli olan yeterince iyi olmak.”
Ben çok severek okudum.
Duygusu güçlü, derinlikli ve umut veren hikâyeleri seven herkese tavsiye ederim Bahar ErişBaharın İlk Şarkısı şu
Yu Hua’nın Yaşamak romanında Fugui’nin hayatını okurken kendimi adeta bir çağlayanın içine bırakmış gibi hissettim. Hikâye öyle güçlü, öyle sade bir dille anlatıyordu ki, sayfalar akarken insanlığın