Elif Bekar

Elif Bekar
@Elif_sam
instagram.com/okur1hemsire/pr... Okumayı, gezmeyi, Allah' ın bizler için yarattığı herşeyi seviyorum. Sevginin mucizesine inanıyorum.
Meczup
Puan vermedi·80 syf.··
Beğendi
·
2026 3. kitabı
Ahmet hep kaçıyor. Ama insanoğlu kendinden kaçabilir mi? Nereye giderse gitsin aklını da kalbini de yanında taşımıyor mu? Meczup’u okurken beni en çok etkileyen şeylerden biri, hikâyenin içindeki türküler oldu. Yazarın tavsiyesine uyup o türküleri dinleyerek okudum. Sayfalar ilerledikçe boğazım düğümlendi, bazı satırlarda uzun uzun durup düşündüm. Meczup, deli demek değil. Sevdayla başka bir hâle bürünmek, aşkın insanı değiştirmesi demek biraz da… Kitapta sevda var, edep var, özlem var. Aslında hepimizin bildiği o kavuşamama hikâyesi var. Fakat Fatih Duman’ın farkı, bu hikâyeyi anlatış biçiminde saklı. Kullandığı dil, kurduğu cümleler, karakterlerin konuşmalarındaki incelik ve edep kitabı bambaşka bir yere taşıyor. Bir çırpıda okuyabileceğiniz kadar akıcı ama bitirdikten sonra uzun süre zihninizden çıkmayacak kadar derin bir hikâye… Kitap boyunca şu soru aklımdan çıkmadı: Sevmek beklemek midir? Ya da sevmek biraz da cesaret işi midir? Çünkü herkes sevdiğini söyler ama herkes sevemez. Özellikle günümüzde sevgi o kadar kolay telaffuz ediliyor ki, gerçek sevginin ne olduğunu unutmaya başlıyoruz. Bana göre Fatih Duman bu kitapta sevgiyi yeniden hatırlatıyor: Sevgi cesaretti. Sevgi beklemekti. Sevgi emekti. Okuyacak olanlara gönülden tavsiye ederim. Fatih DumanFatih Duman MeczupMeczup
MeczupFatih Duman · Nesil Yayınları · 2024964 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Puan vermedi·120 syf.··
Beğendi
·
2026 2. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 04 Haziran 2026 08:57
BikesBikes Fatih DumanFatih Duman Cânım kâri, herkesin bir hikâyesi var bu dünyada. Bazıları hikâyelerini anlatır, anlatmaya mecburdur ve hatta anlatmazsa yaşayamaz. Bazıları anlatmaz, anlatamaz; utanır, saklar ve saklanır... Bazılarıysa anlatmaya fırsat bile bulamaz. Çünkü kimse sormamıştır, soran kimsesi olmamıştır." Bîkes... Farsça kökenli, hüzünlü bir kelime; "kimsesiz, tek başına kalmış" demek. İşte bu derin yalnızlığın ve içsel yolculuğun hikayesini, Nesil Yayın Grubu’nun Genel Yayın Yönetmenliğini de üstlenen, kalemi dervişane bir usta olan Fatih Duman’dan okuyoruz bu kez. Daha önce yazarın o derin tasavvufi anlatımıyla beni çok etkileyen "ENE" kitabını okumuş, tarzına hayran kalmıştım. Bîkes ise ondan sonra okuduğum ilk Fatih Duman romanı oldu. Aslında bu kitabın bir serinin devamı olduğunu sonradan öğrendim. Ama yazar o kadar muazzam bir edebi dünya kurmuş ki, okurken en ufak bir yabancılık veya bocalama bile yaşamadım. Seri olduğunu bilmeseniz bile konuyu hemen kavrayabileceğiniz, baştan sona inanılmaz akıcı, su gibi bir kitap. Daha önce yazarımızı Çarşamba Kitap Fuarı’na geldiğinde canlı dinleme şansım da olmuştu. Tıpkı o günkü söyleşisinde olduğu gibi; insanı birden alıp başka bir âleme uçuran, kelimeleriyle sizi tam kalbinizin ortasından okla vuran bir tarzı var. Kitapları da aynen öyle; ruhunuza dokunuyor, kalbinizin tam ortasından vuruyor sizi. "ENE" ile tarzları, dokuları birbirinden farklı olsa da yazarın o bildiğim mucizevi sihri yine baki kalmış: Kitabı sadece okumuyorsunuz, onunla beraber yaşıyorsunuz. Sayfalar akıp giderken zamanın nasıl geçtiğini, kitabın elinizden nasıl kayıp bittiğini anlamıyorsunuz bile. Sonunda kalbinizde derin bir huzur bırakan çok özel bir anlatımdı. Elinizden bırakamayacağınız, okurken adeta içinde yaşayacağınız bir yol arkadaşı
BikesFatih Duman · Nesil Yayınları · 2026133 okunma
Baharın İlk Şarkısını
10/10
·144 syf.··
Beğendi
·
2026 1. kitabı
Bahar Hanım bu kitabı bana kitap fuarında imzalayıp hediye etmişti Konferansını dinledikten sonra kitabı ayrıca merak etmiştim ama okuyunca gerçekten neden bu kadar sevildiğini anladım… Anlatım dili o kadar naif, şiirsel ve derinlikliydi ki bazı satırlarda durup tekrar okudum. Altını çizdiğim çok fazla cümle oldu “Dokunsalar ağlayacaktı. Dokunmadılar.” Sanırım kitap boyunca en çok içime işleyen cümlelerden biri buydu… Çünkü kitap bana şunu çok hissettirdi: Bazı insanların sessizliği, kırgınlığı ya da hayata verdiği tepkiler göründüğü gibi olmayabiliyor. Herkesin içinde kimsenin bilmediği savaşlar var… Ben bu kitabı biraz bir kız çocuğunun yeniden doğuş hikâyesi gibi okudum Kıştan sonra gelen bahar gibi… Zor şeyler yaşamış ama yine de içindeki umudu tamamen kaybetmemiş bir ruhun hikâyesi. “Vazgeçmenin bir zamanaşımı var mı?” Bazı sayfaları gerçekten boğazım düğüm düğüm okudum ama kitabın sonunda hissettirdiği şey umut oldu Bir de kitap boyunca yapılan edebi ve sanatsal göndermeler çok hoşuma gitti. Bahsi geçen isimleri araştırma isteği uyandırıyor. Bu da kitabın ne kadar özenli ve donanımlı yazıldığını hissettiriyor Bahar Hanım’ı fuardaki konferansında dinlemek de ayrıca çok güzeldi. O naiflik ve samimiyetinin kitabına da yansıdığını hissedeceksiniz. “Hiçbirimiz mükemmel değiliz, önemli olan yeterince iyi olmak.” Ben çok severek okudum. Duygusu güçlü, derinlikli ve umut veren hikâyeleri seven herkese tavsiye ederim Bahar ErişBahar Eriş Baharın İlk ŞarkısıBaharın İlk Şarkısı şu
Baharın İlk ŞarkısıBahar Eriş · Alfa Yayınları · 20251,061 okunma
10/10
·248 syf.··
Beğendi
·
2025 35. kitabı
Altı Harfli Bir Tatlı | Şermin Yaşar Bu kitabı okurken sadece sayfaları çevirmedim; içine girdim, yaşadım, hissettim. Elimden bırakmak istemedim. Selime Teyze’nin yaşadığı hayatı sanki onunla birlikte yürüyerek, bazen bir sinema perdesinden izler gibi izledim. Meltem’in annesizliği, babaannesi ve dedesiyle geçen günleri, yatılı okul yalnızlığı, evliliği, hayata bakışı, iç sesleri… Hepsi öyle güçlü tasvirlerle anlatılmıştı ki, okumadım adeta yaşadım. Şermin Yaşar, iki yalnız kadını; biri anne olup yalnızlığa itilen, diğeri annesizliğin içinde büyüyen iki ayrı pencereden anlatmış. Aynı yalnızlık, iki farklı hayat, iki farklı bakış… Ama ikisi de çok tanıdık, çok gerçek. Ve düşündürdü bana; bunlar en azından tercih edilmemiş yalnızlıklar. Bir de farkına bile varılmadan seçilen, kalabalıkların içine saklanmış yalnızlıklar var. Etrafımıza baktığımızda insanlar ne kadar sosyal,
Altı Harfli Bir TatlıŞermin Yaşar · Doğan Kitap · 202513,5bin okunma
10/10
·210 syf.··
Beğendi
·
2025 34. kitabı
Yu Hua’nın Yaşamak romanında Fugui’nin hayatını okurken kendimi adeta bir çağlayanın içine bırakmış gibi hissettim. Hikâye öyle güçlü, öyle sade bir dille anlatıyordu ki, sayfalar akarken insanlığın ortak kaderini düşündüm: Hangi milletten, hangi dinden olursak olalım aynı hataları yapıyor, benzer acılardan geçiyor ve yine de herkes yaşadığından aynı dersi alamıyor. Fugui tam da bu noktada çok gerçek: Geçmişini suçlayarak değil, geçmişiyle yüzleşerek yaşayan biri. Yaşadıklarını anlatmak ona bir çeşit nefes oluyor; sanki anlattıkça hayatını bir kez daha, daha doğru bir şekilde yaşıyor. Belki de bu yüzden hikâyesi beni pençelerini ağaca geçirmiş bir kartal gibi içine çekti, bırakmadı. En çok da oğlunu dövdüğü an içime oturdu. Bir babanın hatasıyla yüzleşmesi, duyduğu suçluluk, sonra çocuğuna kendini affettirmeye çalışması… Bu kadar sade bir dille nasıl bu kadar derin bir acı hissettirebilir bir yazar? Oğulun babasına karşı tepkisi ise bambaşka bir psikolojik derinlik taşıyor. Çocuğun korkusu, sevgisi, utancı… Hepsi bir aradaydı. Eşine hamileyken uyguladığı şiddeti yıllar sonra düşünüp bunun ağırlığını hissetmesi, “vurulmazsa yetersiz hisseden” bir baba figürünün aslında içten içe ne kadar kırılgan olduğunu anlamak… Roman sadece bir adamın hikâyesi değil; bir toplumun çöktüğü, direndiği, değiştiği yılların insan üzerindeki iziydi. En çok içimi delen sahnelerden biri de oğlunun yarışmayı kazandığı gündü. Babasını döverken gören arkadaşlarının ne düşüneceğinden korkması… Bir çocuğun gururu, sevgisi, utancı… Hepsi bir çizgi gibi kalbime kazındı. Bu kitap bana şunu düşündürdü: Bir evladın sevgisi, bir ebeveynin beklentisi; aile bağlarının gücü ve bazen kırılganlığı… İnsan neden yaşar? Ne için direnir? Yaşamak sadece nefes almak değil; acının, pişmanlığın, sevginin,
YaşamakYu Hua · Jaguar Kitap · 202670,1bin okunma