Buğlem Öner

Buğlem Öner
@Elmakurdu_07
"Ben hiçbir zaman kaybetmem. Ya kazanırım ya da öğrenirim. " I NEVER LOSE. EITHER I WIN OR I LEARN.
Kaç tane büyük kral, yada yetenekli ozan, yada korkusuz gezgin, yazgılarının sonuna ulaşamamışlardır, çünkü ilk yilin çok kolaymis gibi görünen ama gerçekte zor ve ölümcül yolculugunu tamamlayamamistir. Ne çok anne, bir gün bir gölgeyi kucaklamak korkusuyla çocuklarına çok bağlanmamak için çaba göstermiştir. Ozanın dediği gibi, Ölüm yaşamımızın iki ucundan tutmakta: Yaşlılık ölüme, cocukluktan daha yakın değildir.
Tarih
Buğlem Öner
Granada bir bebegin bakımının en zor bölümü ilk aglayişindan 1 yasin sonuna kadar olan süreçtir. Anne sütünden kesilen bebek uzun süre dayanamadan yaşamdan ayrılmıştır. O yüzden çocuklarının giysilerinin içine kehribar gizemli yazılar dikilirdi.
Bir felaket ne kadar geç gelirse o kadar iyidir. Nasreddin hocanın konuşan eşeği fıkrasını biliyor musun? Nasreddin hoca iran, mavaunnehir ve anadolunun tüm fıkralarının yarı efsane kahramanıydı. Şirin anlattı. - yarı deli bir kral nasreddin i eşeği çaldığı için idama mahkum etmiş. Tam idam edilecekken nasreddin haykırmış. Bu hayvan aslında benim kardeşim. Bir büyucu onu bu kılığa soktu, bir yıllığına bana teslim edilirse bizim gibi konuşmayı öğretirim ona. Aklı karışan kral sanığa vaadini yinelettirmis sonra hükmü vermis. Öyle olsun , bir yıl içinde bu eşek konuşmazsa idam edileceksin. Oradan ayrılırken karisi nasreddinin yakasına yapışmış. Böyle bir şeyi nasıl vaat edersin. Bu eşek konuşmayacak biliyorsun. Tabii ki biliyorum, diye cevap vermiş. Ama bir yıl sonra kim öle kim kala. Bir yıl içinde kral da ölebilir, eşek de ölebilir, ben de ölebilirim. Prenses devam etti.
Sayfa 309·Kitabı okudu
Tarih
Buğlem Öner
Eğer zaman kazanmayı becerseydik rusya belki de balkanlarda veya çinde savaşlarla uğraşmak zorunda kalacaktı. Üstelik car da sonsuza dek kazık çakacak değil ya o da ölebilir, isyanlarla tahtı sarsılabilir. Sabredip beklemeliydik iki büklüm yalan söyleyip sözler vermeliydik. Doğu bilgeliği denen şey budur ezelden beri. Shuster bizi batı ritmiyle ilerletmeye çalıştı ama gemiyi de batırdı.
...yere dört kazık çakın, bunu kollarından bacaklarından bağlayın, sonra da bedenini dört parçaya ayırın. Yusuf karşındakini tepeden tırnağa süzüp aşağılayarak haykırdı. -erkek gibi savaşmış birine böyle muamele reva mı? Alparslan cevap vermedi. -hey karı kılıklı sana söylüyorum. Sultan bir anda akrep sokmuş gibi yerinden sıçradı. Yanındaki yayını kaptı, bir ok çekip taktı. Firlatmadan önce muhafızlarına tutsağı birakmalarini emretti. Yoksa onları da yaralayabilirdi. Zaten korkusu yoktu. Bugüne dek hedefini asla iskalamamisti. Aşırı sınır mi acele mi yoksa kisa mesafeden mi bilinmez, yusufu vuramadı. Ikinci oka uzanmaya fırsat bulmadan tutsak üzerine atladı. Sekinin üzerinde savunmasız kalan alparslan kurtulmaya calisirken ayağı mindere takılıp yere devrildi. Yusuf üzerine çökmüştü bile. Giysilerinin içinde bir hançer vardı. Kafasına gürz inmeden sultanın bogrunu deşecek zamanı buldu. Askerler cansız bedeni üzerine üşüşüp lime lime etti. Ama ölümün dudaklarında dondurdugu o alaycı gülümseyişi silemediler. Öcünü almıştı. Sultanın günleri sayılıydı. Nitekim alparslan dort gün can cekistikten sonra öldü.
Sayfa 61
Tarih
Buğlem Öner
Dönemin vakanusleri sözlerini şöyle naklettiler. Daha dün bir tepenin üstünden birliklerimi teftiş ediyordum, onların adimlarinin altında yerin sarsıldığını hissettim ve kendi kendime şu cihanin hakimiyim benimle kim boy olcusebilir dedim. Allah Bu kibrime bu boburlenmeye karşı, insanların en sefilini, yenilmiş esir düşmüş bir adamı, bir idam mahkûmunu saldı üzerime, o benden güçlü cıktı, vurdu devirdi beni. Tahtımdan aldı canımı. Ömer Hayyam belki bu dramın ardindan kitabına şu rubaiyi kaydetmişti. 'Her gün biri çıkar, baslar, benim ben demeye Altınları, gümüşleriyle övünmeye, Tam isleri dilediği düzene girer, Ecel çıkıverir pusudan: benim ben, diye.'
sıradanlığın kötülüğü karşısında onurun neşesi
Spartakusu bir bakıma anlıyorum. Belki de hissediyorum. Onu harekete geçiren, insani ayağa kalkıp direnmeye zorlayan destansı bir plan yada insanlığın üst ülküsü değildi. Onu savaşmaya ikna eden bir tarih kitabı da değildi. Tek gerçeği ve gerekçesi hırpalanan onuruydu. Yalnız kendi onuru değil başkalarının onurunu gasp edip seyirci kalmak zorunda olmanın yüreğinde yarattığı acıydı. ..mucadeleye devam etmesini sağlayan kendi nefesiyle bir olan nefesleri duymanın yarattığı sevincti. Birlik olmanın sevinci. Yalniz başınayken nefes almanın sevinçten yoksun olduğunu anlamasını sağlayan ve yalnızlık içinde alınan derin nefeslerin yarattığı sersemlerim dışında aşırı oksijenden başka birşey olmadığını öğreten. Aktif yaşamdı.
Sayfa 173·Kitabı okudu
Deneme
Buğlem Öner
Kendinizi boy aynasinda bir bütün olarak yalnız onurunuzu savunmaya başlayıp sevinci başkalarıyla paylaştığınız zaman görebiliyorsunuz. Ve sevincin ne olduğunu neden insanlık uğruna beraberce savaşmanın gerektiğini bir tek o zaman anlıyorsunuz.