Emine Çalışkan

Gerçek
Afganistan'da çocuk çok ama çocukluk yok.
Sayfa 321 - Everest·Kitabı okudu
Reklam
Rüya
Baba on üçüncü doğum günüm için kesilen kuzunun etini terbiye ediyor. Süreyya'yla ilk kez sevişiyoruz, güneş doğudan yükselmekte, düğün marşı hâlâ kulak-larımızda çınlıyor, kınalı elleri benimkilere kilitlenmiş. Baba Hasan'la beni yine Celalabat'taki o çilek tarlasına götürmüş (sahibi, sonunda dört kilo çilek satın almamız şartıyla, istediğimiz kadar yiyebileceğimizi söylemişti), çilek yemekten karnımız davul gibi şişmiş. Hasan'ın pantolonundan sızan kan karın üzerinde kopkoyu, neredeyse siyah görünüyor. Kan çok güçlü bir şeydir, baçem. Cemile Hala, Süreyya'nın dizine dokunuyor, En iyisini Allah bilir; demek ki böyle yazılmış, diyor. Babamın evinin damında uyuyorum. Baba tek önemli günahın hırsızlık olduğunu söylüyor. Yalan söylediğinde, bir insanın gerçeğe ulaşma hakkını çalarsın. Rahim Han telefonda, bana yeniden iyi olmanın bir yolu vardır, diyor. Yeniden iyi biri olmak mümkün...
Sayfa 313 - Everest·Kitabı okudu
Baba
Emir can, yetiştiğin dönemde babanın sana karşı ne kadar katı davrandığını biliyorum. Sevgisini kazanmak için nasıl çabaladığını, ne acılar çektiğini gözlerimle gördüm. Ama baban, iki parçası arasında kalmış, ikiye bölünmüş birisiydi: sen ve Hasan. İkinizi de seviyordu, ama Hasan'ı arzuladığı biçimde, bir baba gibi gönlünce sevmesine izin yoktu. O da hırsını senden çıkartıyordu. Emir: Bu saygın erkeğin toplumsal açıdan onaylanan, meşru parçası; miras aldığı maddi ve manevi bütün değerleri aktaracağı mirasçısı; işlenen günahın bedelini ödememe ayrıcalığının bir sonraki varisi. Sana baktığı zaman, kendini görüyordu. Ve suçunu. Hálá kızgınsın, farkındayım; bunu kabullenmeye hazır olmadığını da görü yorum, ama belki bir gün, babanın sana karşı katı, bağışlamaz bir tutum sergilerken, aynı katılığı kendisine de yönelttiğini anlayacaksın. Emir can, baban da tıpkı senin gibi, ruhen işkence çeken bir insandı.
Sayfa 305 - Everest·Kitabı okudu
Ne göreviymiş bu?" dediğimi duydum. "Zinacıları taşla mak mı? Çocukların ırzına geçmek mi? Yüksek topuklu ayakkabı giydi diye kadınları kamçılamak? Hazaraları katletmek? Ve bütün bunları İslam adına yapmak?" Sözcükler ağzımdan bir anda, beklenmedik bir biçimde dökülüvermişti; yulanı çekmeme kalmadan. Geri almayı isterdim. Gerisin geri yutmak. Ama olan olmuştu. Sanırım aşmıştım;bu işten sağ kurtulma umudu -eğer varsa tabi-o küçücük umutta bu sözlerle birlikte uçup gitmişti.
Sayfa 289 - Everest·Kitabı okudu
Oysa yalnız girmek istemiyordum. Hakkında çok şey verirdim. Baba olsaydı, ön kapıyı ardına kadar açıp içeriye dalar, sorumlu kişiyle görüşeceğini bildirir, yoluna çıkanın da sakalını yolardı. Ama Baba öleli çok olmuştu; Hayward'daki küçük mezarlığın Afgan bölümünde yatıyordu. Daha geçen ay, Süreyya'yla birlikte mezar taşının önüne papatyalı, süsenli bir buket bırakmıştık. Artık tek başımaydım.
Sayfa 278 - Everest·Kitabı okudu
Reklam