Emre Baştuğ

Emre Baştuğ
@EmreBastug
Edebiyat Öğretmeni
Yüksek Lisans
Adana
1290 okur puanı
Temmuz 2019 tarihinde katıldı
Şu anda okuduğu kitap
10/10
·372 syf.··
Beğendi
·
2025 7. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 08 Ocak 2025 12:38
Büyük Defter - Kanıt - Üçüncü Yalan yaklaşık bir yıldır karşıma en çok çıkan kitapların başında geliyor. Kitaba başlarken hayal kırıklığına uğramaktan korkuyordum çünkü uzun bir aradan sonra yeniden okuma alışkanlığıma dönmeye çalışıyordum. [Büyük Defter] Üçlemenin ilk kitabını okuduğumda bayıldım. Savaş dönemi romanlarına bayılırım. Savaş döneminde cepheyi değil cephe gerisinde kalanları okumaya bayılırım. Bunlar yetmiyormuş gibi olayları çocuk gözünden okumak mı? Bıçaklandım. Büyük Defter boyunca adlarını öğrenmediğimiz çocukların anneleri tarafından anneannelerine emanet edilmesiyle olaylar gelişiyor. Anneanneleri tarafından bakılmaya bırakılan çocuklar, sevgisizlik, savaş ve acımasızlıkla şekillenen bir dünyada hayatta kalmayı öğreniyor. Bu süreçte, öz benliklerini kaybedip adeta acımasız birer hayatta kalma makinesine dönüşüyorlar. Yaratılan bu yeni persona, hem ürkütücü hem de acı verici bir gerçekliği yansıtıyor. Büyük Defter, sadece savaşın dehşetini değil, insan ruhunun bu dehşetle nasıl başa çıkmaya çalıştığını da gözler önüne seriyor. Özellikle olayların çocukların gözünden aktarılması eseri benim için daha keyifli kılıyor. İlk kitabın benim için en ters köşe kısmı kesinlikle çocukların sınırı geçmek için kurdukları plan oluyor. [Kanıt] Üçlemenin benim için en başarılı kısmı Kanıt. Artık ikizler yerine Lucas'a odaklanıyoruz. Sınırı geçmeyip kasabada kalan Lucas'ın mücadelesine ikiz kardeşinin gidişiyle yalnızlık da ekleniyor. Hayatta kalmak için oluşturduğu persona bir yandan onu duygusuz bir birey gibi gösterse de onu diğerlerinden ayıran, insanlığını koruma çabası oluyor. Mathias ile olan ilişkisi, onu bir tutamak olarak görmesi beni çok etkiledi. Üç roman boyunca beni en çok etkileyen ilişki Mathias ile Lucas'ın ilişkisi ve bu ilişkinin nasıl son
Edebiyat
Büyük Defter - Kanıt - Üçüncü YalanAgota Kristof · Yapı Kredi Yayınları · 20258,4bin okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
10/10
·216 syf.··
Beğendi
·
2023 15. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 26 Mart 2023 15:31
Charlotte Perkins Gilman, ortaya koyduğu feminist ütopyasında zamanının ötesinde bir düşünce dünyasına sahip olduğunu kanıtlıyor. 1915 yılında tefrika edilen Kadınlar Ülkesi'nde, günümüz problemlerinin farklı çözümleri ele alınıyor ve tartışılıyor. Sadece kadınların yaşadığı, tamamen erdemli ve sevgi dolu bir dünyanın ele alınışının dışında eğitim, annelik, doğa, aidiyet gibi kavramların da ele alınıp eleştirildiğini görüyoruz. Kitapta Gilman, dönemin Amerikası ile kendi zihninde oluşturduğu Kadınlar Ülkesi'nin değerlerini karakterler üzerinden karşılaştırarak geniş bir eleştiri ortaya koyuyor. Kadınların bulundukları konum ve aslında bulunmaları gerektiği konum bu noktalarda çok iyi ifade ediliyor. Kadınlar Ülkesi'ni sadece kadın-erkek ayrımı olarak okumak bence yeterli olmayacaktır. Bence başarılı bir yönetim ile başarısız bir yönetimin de ne denli farklı sonuçlar doğurduğunu göstermesi açısından da başarılı bir kitap. Eğitim, doğa gibi evrensel değerlerin de nasıl maksimum verimle ele alınması gerektiğini örneklendiriyor Gilman. Bebeklerin ve çocukların "eğitim" denilen "zihne zorla yedirme" uygulamasından uzak yetiştiği bu ülkede okul kavramı yok çünkü yaşadıklari her ortam beyinlerini ve kişiliklerini bireysel farklılıkları göz önünde bulundurularak geliştirmeye uygun hale getirilmiş. Eğitimi bir şart halinde değil bir yaşam biçimi olarak uygulamışlar bu ülkede. Kolektif bir yaşam biçiminin, saygının, sevginin, kutsal anneliğin ne demek olduğunu kadın zarafetiyle ele almış yazar. Okurken hiç sıkılmadım, su gibi akıp gitti.
Edebiyat
Kadınlar ÜlkesiCharlotte Perkins Gilman · İthaki Yayınları · 201819,7bin okunma
9/10
·110 syf.··
Beğendi
·
2023 7. kitabı
·
7 saatte okudu
·
Okunma: 02 Şubat 2023 22:22
Üç Damla Kan, tıpkı adı gibi kan, kasvet, kötülük barındıran öykülerden oluşuyor. İran edebiyatının modernizm öncüsü ve Kör Baykuş'un yazarı Sâdık Hidâyet, Kör Baykuş kadar kasvetli bir ortam oluşturuyor öykülerinde. Yaşadığı dönemde kadın algısı, din algısı, kadın-erkek ilişkileri gibi durumları tüm gerçekliğiyle ortaya koyuyor. Okurken ilişkiler arasındaki yaş farkını, damızlık olarak görülen kadınların ikinci bir kadın tarafından geri plana atılmasıyla canavarlaşmasını, çocuğu olarak baktığı kızlara aynı zamanda "kadın" olarak bakan erkekleri tüm çıplaklığıyla örneklendiriyor Sâdık Hidâyet. İnsan bir yandan bu öyküleri okurken "nasıl" ve "neden" diye sorguluyor. Diğer yandan gericiliğin kötülüğünü görüp ibret alıyor. Bu yönden öykülerdeki kasvet ve ahlâki çirkinlik kişiyi bilinçlendirdigi ve İran'ın geçmişinin perspektifini sunduğu gibi Sâdık Hidâyet'in üslubunun inanılmaz güzelliği öyküleri okunması keyifli hâle getiriyor. Kör Baykuş'u okuduğumda nasıp etkilendiysem, Üç Damla Kan'da da aynı duyguları yaşadım. Sâdık Hidâyet ne yazsa okunur hâlde benim için. Beni en etkileyen öykü "Af Talebi" oldu. İyi Okumalar
Öykü
Üç Damla KanSadık Hidayet · Yapı Kredi Yayınları · 20231,682 okunma
Tiamat
5/10
·160 syf.··
2022 39. kitabı
·
22 saatte okudu
·
Okunma: 14 Mart 2022 22:07
İhsan Oktay Anar, hocalarımın sıkça övgüyle bahsettiği bir yazar. Eminim akademik olarak gerçekten önemli biridir. Tiamat, konusu bakımından ilgi çekici olsa da üslup bakımından benim tercih edeceğim romanlar arasında yer almıyor. Bir kitabı okurken kitabın su gibi akmasını sağlayan en önemli unsur bana göre dilidir. Eğer bir kitabı okurken sürekli sözlüğe bakma, adı geçen terimleri araştırma uğraşına giriyorsam o kitap benim için edebi zevk vermekten uzaklaşmış demektir. Şimdi diyeceksiniz ki roman şimdiki zamanda geçmiyor, bu kadar eski kelime kullanılması normal. Hayır ben buna katılmıyorum, anlatıcı anlatacaklarını daha açık şekilde, söz oyunlarına, betimlemelere daha az yer vererek de gayet iyi anlatabilirdi. Uzun ve anlaşılması zor, okuru bir cümle geriye iten anlatımlar yazarı bir dehâ haline getirmiyor bana göre. Kısacası elimde sürünen bir kitap oldu diyebilirim. Sadelik her şeydir. Not: İhsan Oktay Anar'ın yazımını beğenmeyen herkes neden "kitabın derinliğini anlamamışsın, felsefi yönü ağır basıyor vs." gibi dönütler alıyor anlamıyorum. Felsefi yönü ağır basan kitap okumak isteseydim de ilk kaynağım İhsan Oktay Anar olmazdı.
Edebiyat
Tiamatİhsan Oktay Anar · Everest Yayınları · 20225,5bin okunma