1532 yılında basılmış bir eser Pantagruel. Bu son derece enteresan, sıra dışı eserin atmosferini anlayabilmemiz için dönem tarihini biraz hatırlamakta yarar var: Bizde Kanuni Sultan Süleyman’ın tahtta olduğu dönemdeyiz; Viyana kuşatması başarısız olmuş, ancak Süleyman Macaristan üzerinden seferlerine devam etmekte ve Avrupa’yı içten bölmeye çalışmakta. İspanya, İtalya ve Orta Avrupa’yı içine alan Kutsal Roma ve Germen İmparatorluğu, adı bizim tarihi kitaplarımızda “Şarlken” olarak geçen V. Carlos’un yönetiminde güçlü - ki bu Şarlken’i Carlos Fuentes’in o çarpıcı “Terra Nostra”sını okuyanlar, yeni gelin bakirelere düğün günü tecavüz eden sapık baba kral olarak hatırlayacaklardır-, ancak İngiltere ile sorunlar yaşıyor. İngiltere’deki 8. Henry güya karısından boşanıp Anne Boleyn ile evlenebilmek için Katolik kilisesinden ayrılıp Anglikan mezhebini kuruyor, Almanya’da yeni başlayan protestan hareket ile birlikte Katolik kilisesini çok korkutuyor. Yazarımızın yaşadığı Fransa ise bu diğer iki büyük güçten nefret eden, bir yandan kiliseyi hoşnut tutmaya çalışırken diğer taraftan Rönesans ve Hümanizm hareketlerine destek veren ve siyasi olarak Sultan Süleyman’dan destek alan 1. François tarafından yönetiliyor.
Portekiz ve İspanya’nın öncülüğünde coğrafi keşifler 100 yıl önce başlamış; yeni dünyaların sınırsız serveti Avrupa Krallıklarının gözünü kamaştırmakta. Kilise, bir yandan yeni dünyadan akan altınların peşine düşmüşken diğer yandan rönesans ve reform hareketlerinden korkusuna aforoz kartına sıkı sıkı sarılmakta. Gutenberg’in matbaası sayesinde ise Avrupa’da okuma yazma oranı farkedilecek seviyede artmış durumda.
İşte Avrupa’daki bu büyük değişim dönemine 3 ayrı ülkeden 3 yazar damgasını vuruyor. Thomas More İngiltere’de “Ütopya”yı, Desiderius Erasmus Hollanda’da “Deliliğe Övgü”yü, François Rabelais
Ray Bradbury’nin Cadılar Bayramı Ağacı da bu ay için seçtiğim kitap oldu. Cadılar Bayramı’nda geçen ve bir grup çocuğun gizemli bir evin önündeki bal kabaklarıyla dolu bir ağacı keşfetmeleri ve hasta arkadaşlarını ölümden kurtarmaya çalışmalarının hikayesini anlatan bu kitap konusu itibarıyla beni oldukça çekmişti. Kitap gerçekten de çok güzel fakat çevirisinde ciddi sıkıntılar olduğunu düşünüyorum. Haliyle okumayı zorlaştırdı. Buna rağmen hikayesini çok sevdim ve Cadılar Bayramı’na dair geçmişten günümüze uzanan bir çok döneme ve ülkeye giden bir hikayesi var. Buna bayıldım.
Bazen düşünüyorum da, düşlerimi birleştirerek kendime kesintisizce akacak ikinci bir hayat kursam ne hoş olurdu, günlerimi düşsel konuklarla, uyduruk insanlarla geçireceğim, acısını da keyfini de yaşayacağım, ikinci bir hayat.