'Ben yedi yaşındayken, bir gün babam divan altı yapmak için tahtaları ayaklar üzerine çiviliyordu. Ben onu gözlüyordum. Bir ara yan odaya gitti ve onun yokluğundan yararlanarak ben, hem yardım etmek hem de kendi becerimi geliştirmek amacıyla bir çiviyi alıp çakmaya başladım. Hayatımda ilk defa bir çivi çakıyordum.
Babam geldi, bana baktı ve elimden çekici hırsla çekerek beceriksizin biri olduğumu söyledi. Babam, kendi kuşağının babaları gibi, normal bir babaydı. Bana o anda kötü bir etkide bulunduğu kendisine söylense, buna ne ilgi duyardı ne de inanırdı. Çünkü onun yetiştiği yaşam anlayışı içinde, babayla oğul arasındaki ilişki belirlenmişti ve ayrıca, ileride çocuk için neyin iyi neyin kötü olacağını Allah'tan başka kimse bilemezdi. Ne var ki, uzun yıllar çekingen bir insan olarak kalıp, girişken olmaktan kaçınan bir kişi olmamın altında, büyük bir olasılıkla, babam ve diğer büyüklerimle yaptığım bu tür yüzlerce ufak etkileşim yatmaktadır.'