Schopenhauer’a göre, varlığımızın en az farkına varmamızı sağlayabilecek üstün ideallere yönelmeliyiz. Ancak kendinden uzaklaşan insan, varoluşsal sıkıcılıktan uzaklaşabilir. Böylesi bir düşünce seviyesine de, ancak kendi dışındaki dünyaya, anlamlı bir hayata kucak açan kişi ulaşabilir.
Yaşamda tutkusunu rehber edinmiş herhangi birini gözlemlediğimizde, kendisinden uzaklaşarak iyi olma haline ulaştığını görebiliriz. Yaptığı bir işin değerli olduğuna inanan insan, saatlerin nasıl geçtiğini anlamaz. Sıkılmaya vakti yoktur. Tutku ile hayata yönelmiş ve evrenin bir parçası olabilmiştir. Böylece gerçekten yaşadığını, var olduğunu hissetmektedir. Yaşama sunduğu katkı sayesinde, evrenle bir bütün olabilmiştir.
Kısacası, üstün insan, dünyasından sıyrılabilen, katkıya yönelen, “yaşayan” kişiyi temsil ederken, sıradan insan, kendi kabuğunda kalmış, anlamsız hayatını gerçeklik bağı olmayan arzularla doldurmuş ve her seferinde daha fazla acı ile kucaklaşan, yaşama cesareti olmayan “seyreden” insanı temsil eder.