Esat Uyanık

Esat Uyanık
31 okur puanı
Nisan 2022 tarihinde katıldı
Önyargılarımın kitabı
9/10
·432 syf.··
Beğendi
·
2026 11. kitabı
Bu kitabı uzun zamandır okumak istiyordum ama iki tane büyük önyargım vardı. İlki yarıda bıraktığım iki Orhan Pamuk kitabıydı. Kırmızı saçlı kadını değer verdiğim eski bir dostumun tavsiyesiyle, Masumiyet müzesini ise oruç sakata gelmesin diye (Ramazanda başladım:) bıraktım. İkinci önyargım ise bu kitabın malum Ermeni olaylarını övdüğü için nobeli aldığı yolunda söylentilerdi. En baştan söylim iyi ki de okumuşum ve önyargılarımı yıkmışım. Orhan Pamuk her yönüyle roman olan eser bahşetmiş bizlere. İnsanın iç çatışmalarından, mutluluk arayışından insan ilişkilerinden bir Oğuz atay kalitesinde işlemiş diyebilirim. Romanda siyasi olarak dönemin en önemli sorunlarından olan ama yokmuş gibi davranılan başörtüsü takan insanların yaygınlaşması ve toplumda yer edinme mücadelelerine, siyasal islamın yükselişine güzel bir kurgu içinde yer vermiş. Benim en çok merak ettiğim Ermeni meselesinde ise evet Ermeni göndermeleri var ama bunu doğrudan olay içinde değilde daha çok göndermelerle yapmış. Yani daha çok şehirden bahsederken şu bina Ermenilerin eskiden şu amaçla kullandığı bilmem ne binası, şu sokakta Ermeni tüccarler şu arabayla geçerdi vs gibi. Şehri izleri unutulmayan eski bir Ermeni şehri olarak gereksiz dercede çok anması açıkcası beni rahatsız etti. Bunu yaparken de bir kaç yerde Ermeni olaylarına da kısa kısa göndermeler de vardı. Evet rahatsız etti yine de ama beklediğim kadar da bir Ermeni olayı güzellemesi gözüme çarpmadı diyebilirim. Roman siyasi bir roman olmasına rağmen kimseyi tatmin etmeyen bir eser olmuş. Çünkü olabildiğince taraf tutmayarak anlatmaya çalışmış yazarımız. Kimseyi iyi veya kötü göstermeye çalışmayarak olduğu gibi kararı bize bırakmış daha çok. Ama son olarak şunu kesinlikle derim ki Orhan Pamuk bu roman sayesinde nobeli aldıysa eğer
KarOrhan Pamuk · Yapı Kredi Yayınları · 202517,7bin okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
İdeallere adanmış bir ömür
10/10
·407 syf.··
Beğendi
·
2025 17. kitabı
Suyu Arayan Adam bir otobiyografi romanı olsa da yalnızca bundan ibaret değildir. Kitabımız popüler bir kitap olmayabilir, hatta okuyan birçok insanı sıkan bir yapısı da olabilir ama Cumhuriyetimizi en azından kuruluş yıllarını tam manasıyla anlayabilmek için kesinlikle okunması gereken bir eserdir. Kitabımız o kadar çok konuyu işliyor ki inanılması çok güç. Osmanlının son dönemindeki Edirne'deki ahalinin ruh halinden. Kafkas cephesine giderken gördüğü ortaçağda yaşayan unutulmuş Anadoludan. Kafkas cephesindeki Osmanlı ordusunun imkansızlıklara rağmen verdiği mücadeleden. Cihan harbi bitiminde ise Tamamen Turancılık hisleriyle gönüllü olarak hiç bilmediği Azerbaycan topraklarına gidip orda öğretmenlik yapmasından. Tam orda olduğu yıllarda Sovyet işgaline uğramasından. İşgalci sovyetlerin yeni kurduğu düzene merak ve ilgi göstererek Kominist parti üyesi olup Moskovaya gitmesinden. Sovyetlerin yeni düzeni kurmak için yaptığı inkılaplardan. Stalinle ve Enver paşayla doğrudan iletişim kurmasından. Sonra tüm bunları bırakıp memlekte dönmesinden. İstiklal mahkemelerinde yargılanın hapis yatmasından. Çıktıktan sonra memleketine küsmeyip Ankaraya geçerek orda devlet kademelerine girerek hizmet vermesinden. 1930 lı yıllardaki Cumhuriyetimizin nasıl ve hangi kadrolar tarafından yönetildiğinden bahseder. Ama nasıl bahseder, tüm bunları bizzat yaşayarak(bu kadar şeyi nasıl yaşadın be adam). Övmede ve yermede abartıya kaçmayarak samimi bir şekilde. Tüm bunları yaparken de bir metafor da yerleştirir romana yani kendi hayatına. Bu hayatındaki anlam arayışıdır, onu da "suyu aramak" ifadesini kullanarak işler. İlk başlarda bu Turan idealidir ama onu kafkas cephesinde gördüğü gerçekler söndürür. Ardından kominizmgelir ama o da partinin iç yüzünü gördükten sonra önemini kaybeder.
Tarih ve Siyaset
Suyu Arayan AdamŞevket Süreyya Aydemir · Remzi Kitapevi · 20215,1bin okunma
Avrupa Standartlarında Bir Eser
10/10
·238 syf.··
Beğendi
·
2025 7. kitabı
Muazzam bir eseri bitirmenin gururu var şu an üzerimde. Puslu Kıtalar Atlası kitabı uzun süredir okuma listemde olan ama okuması bu güne kısmet olan okumakta kesinlikle geç kaldığım bir eser. Kitabı fantastik macera kitabı diye aldık kitap fizik, tarih, metafizik, felsefe kitabı çıktı. Kitabımız daha çok bizi hayal ve gerçeğin arasında bırakarak kafamızı karıştırmak üzerinde duran postmodern bir yapıya sahip. Konunun 17.yy Osmanlısında geçmesi ve Osmanlıca ya ait birçok kelime kullanılması yer yer google açtırmak zorunda bırakıyor. Kitap birçok farklı hikayenin birleştirilmesiyle devam ediyor. Bunu yaparken konunun dışına çıkmadan kurguya bağlı kalarak yer yer eğlenceli hale getirerek yapıyor. Bazen okurken ben şu an ne okuyorum az önceki okuduğumla alakası bile yok dediğiniz anda bir bakmışsınız ana hikayenin tam ortasından devam ediyorsunuz. Birçok beni etkileyen bölümler vardı özellikle de en çok üzerine durup vurguladığı bu dünyanın bir hayal ve simülasyon olduğunun üzerinde durması ve fizikte teoride mümkün olan zaman yolculuğunun nasıl yapılabileceğini en basit ve anlaşılır haliyle (tıpkı evrim ağacı kanalı gibi) bizlere anlatıyor oluşu. Zaman makinesi dediysem basit bir şey canlanmasın aklınızda. Hadi bi geçit yapalım hop içinden geçelim mantığı şeklinde değil, sonsuz hıza ulaşıp zamanı delerek yapmaktan bahsediyorum. Ya da ne bileyim yaratılıştan önceki hiçlik maddesini yani antimaddeyi bulmaktan bahsetmeleri gerçekten inanılmaz. İhsan Oktay bunu nasıl bir hayal gücü ve bilgi birikimi yazıyor hayret etmemek elde değil. Yani özetle kitaba hayran kaldım üç beş tane alıp sevdiğim insanlara dağıtasım geldi öyle bir etki bıraktı:) Düşünmeden edemiyorum bu eseri Nietzsche veya başka Avrupalı meşhur bir feylesof yazsa nasıl bir etki bırakırdı. Ayrıca halen
Puslu Kıtalar Atlasıİhsan Oktay Anar · İletişim Yayınları · 202467,6bin okunma
İç huzuru arayanlara
10/10
·132 syf.··
Beğendi
·
2024 25. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 06 Aralık 2024 14:51
Düşünsenize bir kitap var ve bu kitap sayesinde dönemin en büyük devletinin imparatoru ile sohbet etme şansı elde ediyorsunuz, ki bu herhangi bir devlet adamı değil bir Feylesof. Kendime düşünceler kitabı ms 100 lü yıllarda yazılmasına rağmen günümüzde de geçerliliğini fazlasıyla yitirmemiş bir kitap gerçi hangi felsefe kitabı yitirebilir ki. Aurelius amcamız bu kitabı hiç bir okuyucu kitlesine ulaşmak için yazmıyor. Hiç kimseye beğendirme çabası gütmeden sadece kendisi için yazdığı bir şaheser. Kitapta genel olarak Aurelius amcamızın hayattan çıkardığı derslerden kendine verdiği çıkarım ve öğütlerden oluşuyor. Aurelius kitapta sık sık hayatımızda elimizde olmadan gerçekleşen olayları olduğu gibi kabul ederek olgunlukla kabul ederek duygularımızı kontrol edip sağduyuyla hareket etmemiz gerektiğinden bahseder. Bunu detaylandırarak ve bir sürü güzel örnek vererek farkında olmadan ikna eder bizi. Kitap hayata dair birçok konuya değiniyor aslında tembellik, iç huzuru, ölüm, başka insanların düşüncelerine verdiğimiz önem vs. Bide beni en şaşırtan husus nasıl dönemin en güçlü olan insanı dünyalık zevklere gram değer vermeden (şehvet ve şöhret gibi geçici olanlar) iç huzura yönelme, anlam arayışı içinde olma insani değerlere önem vermek gibi çoğu kimsenin 2. hatta 3. plana attığı konulara değer verebiliyor. Ki bu bahsettiğimiz kişi elinde dünyalık zevklerin hepsine ulaşabilecek bir mevkideyken bunu kendisi tercih ederek yapıyor. Belki de sırf bu yüzden herhangi bir imparatoru konuşmuyoruz da onu konuşuyoruzdur bilemiyorum. Bu kitabı daha başka hangi yönden anlatabilirim bilmiyorum ama okuduktan ve içselleştirdikten sonra kesinlikle ve kesinlikle hayatınıza bir dokunuşu olacağından emin olduğum bir eser özellikle de iç huzuru arayanlar için.
Kendime DüşüncelerMarcus Aurelius · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202427,9bin okunma
Zorba başımızın belası iki gözümüzün çiçeği.
10/10
·348 syf.··
Beğendi
·
2024 23. kitabı
·
Zorba öncelikle çoğunluğun seveceği bir kitap değil yazar da zaten bu kaygıyı güttüğünü hiç sanmıyorum. Tıpkı Nietzsche gibi, doğru bildiğini söylüyor beğenilme kaygısı gütmeden zamanın ötesinde yazıyor. Değeri sonradan anlaşılacak olsa da. Neyse efenim dönelim romanımıza öncelikle başlamadan belirtelim, okuduğu romanda akıcılık, sağlam kurgu olay örgüsü arayanlar eline almasın bu kitabı yazık olur yarım bırakırsınız. Kitabımız daha çok diyaloglar üzerinden imgeler veren kendi hayatımıza dair birçokkez düşünmeye iten hatta zorlayan bir eser. Klasik felsefi roman işte ama saygıyı hakeden cinsten. Olay örgüsü ise Girite maden işletmesine giden yazarımız gözünden izliyoruz. Vapurda tanıştığı yaşlı biriyle tanışan yazarımızın başından geçenleri anlatıyor. Bu kitabı okuyan zorbayı iki şekilde tanımlar kafasında birincisi yüzeysel olarak okuyan. Eğer yüzeysel okuduysanız muhtemelen zorba aşağılık kadın düşmanı eski bir eşkiya işe yaramaz, aileden uzak tutacak biri olarak görebilirsiniz. Haksızda değilsiniz çünkü öyle biriydi ama bir zamanlar. Ama eğer derinlemesine okuduysanız ve anladıysanız gerçek zorbayı bir zamanlar eşkıya olduğunu ama bu yaptıklarının hepsinin boş olduğunun değer verilmesi gereken tüm insanlar olduğunu kavradığını da görürsünüz. Yazarımız ve zorba tam zıt karakterlerdir. Biri teori biri uygulama adamı. Yazarımız bilgili kültürlü zengin ama mutsuz. Zorbamız ise deneyimli hayat dolu okumamış ama mutlu biri. Hayran olunası bir adam sanatçı kişiliği olan durup dururken kalkıp oynayabilen sebepsizce şarkılar söyleyip eğlenebilen birisi. Kıpır kıpır hayat dolu çevrenizde olmasını isteyeceğiniz cinsten. Olaylara kesinlikle sıradan yaklaşmayan hep bir farklı yanını bulup aksilikler yapan okurken hep onun bölümünün gelemsini isteyeceğiniz inanılmaz hayat
ZorbaNikos Kazancakis · Can Yayınları · 202420,6bin okunma