Her şeyi daha hızlı, tek boyutlu, yüzeysel ve tüketim amaçlı kullanan bir insanlık hali, gerçekliği sanal bir imaja çevirmekte ve doğal- insanî bir varoluş halinin imkânlarını ortadan kaldırmaktadır.
Kültür, medeniyet, tarih ve toplum kavramları da bu süreçten payını almakta ve gerçeklik ile icat edilmiş suretler arasında gidip gelmektedir.
Hiper-realite çağında neyin kültür, medeniyet yahut toplum olduğuna karar vermek de giderek imkânsız hale gelmektedir. Gününün büyük bölümünü imajlar ve “bildirimler” dünyasında yaşayan bireyler, parçası olduğu gerçekliği -sabahı ve akşamı, kuş seslerini, bulutları, güneşi, atalarının geride bıraktığı eserleri, kutsal metinleri, mabetleri vs.- aracısız ve doğrudan tecrübe etme imkânını yitirmektedir.
İnsan, tarih, toplum, kültür ve medeniyet adına sahip olduğumuz her şey giderek ekranlarda bir imaj, resim, suret, temsil, avatar, sembol, emoji vs. haline gelmekte ve “sanal gerçekliğin” ( virtual reality) tek boyutlu dünyasına indirgenmektedir.
Burada yaşanan metafizik kayma, teknik ve izafî olmanın ötesinde varoluşsal bir nitelik kazanmaktadır.