Ilık bir sonbahar günüydü...Sokaklar,duvarların üstü,arabaların çevresi yaprak içindeydi..Turgut'un arabasının üstünede bir kaç yaprak düşmüştü..Halı gibi yumuşak,turuncu,sarı ve henüz ayagınızın altında çıtırdamayan yapraklar...Temizlenmesi unutulmuş köşelerde,belki geçen sonbaharın unuttuğu yapraklar bile vardı...Ayakkabısının burnunu yaprakların içine sokarak yürüyordu...
Birbirinden habersiz yaşantılar içinde olmak ne güzeldi...Daha önce bilinmeyen bir kapıyı çalmak,yeni bir sesi dinlemek...Yeni yüzlere görmek...Daha bilmediği ne odalar,ne insanlar vardı...Bildiği sokaklardan yeni insanlarla birlikte geçiyordu...
Ne güzeldi her zaman gidilen bir lokantanın tanıdık garsonları yabancı bir sesle çağırmak...Kendini yenilemek:elbisenin üstüne sinmiş olan eski kokulardan,bakışlardan,seslerden ilgilerden temizlenmek,yeni yüzleri,yeni adlarla çağırmak...
Yıpranmış ümitlerden taze ümitsizliklere kesiksiz bir geçiş...
Kendi kendimden kaçmak istiyorum, kendime ve hiçbir şeye tahammül edemiyorum, dolaşmak, diyardan diyara gitmek.. Başka tesellim kalmadı, boğuluyorum!" diyordu