"Aramızda namus anıtı gibi dolaşan insanlardan korkularak onların bertaraf edilmesi olaylarına çok rastladım. İki davranış biçimi sergilenir bu insanlara karşı: Ya önce canını çıkarmacasına bezdirip, sonra da bir şekilde icabına bakarlar ya da karşısında köpekleşir, gözlerinin içine bakarak vereceği emri beklerler. Bu daha az görülür. Onlardan yaşamayı öğrenmek, onlar gibi olmak ellerinden gelmez, beceremezler. Belki de istemezler."
Soğumuş çay fincanını alarak sürdürdü:
" Yapabilirler ama istemezler! Düşünsenize, büyük çabalara kendilerine bir yaşam kurmuşlar, bu yaşama alışmışlar... Derken adamın biri çıkıp, 'Olmaz!' diyor, 'Böyle yaşanmaz!' 'Ne? Böyle yaşanmaz mı? İyi de kendimize bu hayatı kuracağız diye anamız ağladı bizim, varımız yoğunuz bu uğurda gitti! Seni şeytanın uşağı, cehennem ol git aramızdan!' Ondan sonra gelsin öğretmeni, o namus anıtı insanı aşağılamalar! Niye? Köhne yaşamlarından farklı bir yol gösteriyor diye! Yine de, hayatın canlı gerçeğini dile getirenler,' Böyle yaşanmaz! ' diyenlerdir. Hayatı daha iyiye, daha güzele götürenler bunlardır!