Yunanca Dersleri, #nobelödüllüyazar Han Kang’ın dilimize kazandırılmış son kitabı. Yazarın tüm kitapları #aprilyayıncılık ‘tan çıkmakta, amme hizmeti değil de ne!
Yunanca Dersleri’nde görme engelli Yunanca öğretmeni ile “söz yitimi” yaşayan bir kadının birlikte ördükleri duyuları aşan ama tüm duyulara hitap etmeyi başaran bağlarının hikâyesi anlatılıyor.
Öncesinde paylaşmıştım, yazarın Türkçeye çevrilmiş olan tüm kitaplarını okudum. Yunanca Dersleri, bütününde çok bayılmadığım ama parça parça beni çok etkileyen kimi kısımlarında altını çizip sayfa kenarı kıvırmaktan kitabı haşat ettiğim bir okuma oldu..
Kitabın konusu, yine fikir olarak bana çok özgün geldi. Bu iki kişi, aşık olacak ve bir iyileşme hikâyesi okuyacağız şeklinde bir beklentiyle başladım. Fakat iki karakterin de yaşadığı derin üzüntü; kayıplar,yas,ölüm,çaresizlik ve tükenmişlipi birlikte hiç dokunmadan, konuşmadan,görmeden tüm duyulardan azade biçimde birlikte omuzlayıp duygu aktarımında bulunmaları aktarması çok güç bir şey. Bu anlamda hissi çok güçlü, çok başarılı bir kitap.
Anlatımın çok kesik kesik oluşu, karakterlerin yaşamında bölüm bölüm sürükleniyor oluşumuz, bir bütünlük ve sona ulaşamamak benim adıma kitabın lezzetinden çalan şeyler oldu. Bu kitabın kurgusundan muhakkak ama orijinal dilinde okumuş olabilsek belki bu hissi yaşamaz mıydık, diye de düşündüm. Yani çeviri oluşu kitabın kendi özgün tadından uzaklaştırmış olabilir belki,dedim. Kitabı çok uzun sürede okuyuşum da-15 gün- biraz etken oldu tüm bunlarda…
Çok belli olmuyor ama kitabın poz verdiği ada, bir Yunan adası: Midilli. Bu kitabı okumaya başladığımda kitabımın köyümde Yunan adasıyla poz vereceğini; bir kayıp yaşayacağımı, ölümün soğuk yüzü ile bazı cümlelerin içimi daha da yakacağını bilmiyordum..
“Dünya bir yanılsama ve