Tarihin en suçlu bilinmeyeninden, daha çok ölümleriyle bilinene...
Ben, erkek. Bir çocuktum zamanında, öyle de kalmam gerekirdi. Sonraları artık büyümem gerektiği anlatıldı.
Masumluğumu kaybettiğim nokta işte tam da o kırılma noktasıydı.
Anlatılması gereken hikaye ise benim değil, unutulanlara ve anlatılmayanlara ait olan yarım kalmış hikayelerdi.
Suçluyorum!
Bugün senin doğum günün, kadın. Ne o, yoksa kutlamayacak mısın?
Bugün suçluluğumun en çok yüzüme vurulduğu gündür, kadın. Ne desem sana, nasıl affettirsem kendimi?
Suçluyum ve en kötüsü de tarih boyunca hiçbir mantıklı bahanem olmadan suçluyum sana karşı, ey kadın.
Sen, kadın. Ben senin çoğu zaman ölüm günün oldum. Oysaki sen benim annemdin, doğum günümdün. İşte bu kadar vefasız bir mahluktum.
Sen, kadın. Bir zamanlar Sükeyne bint Hüseyin'din. Beş kez evlendin ve bu beş evliliğin hiçbirisinde kocana boyun eğmeyi kabul etmedin. Ölüm günün olacaktım az kalsın senin. Zor kurtuldun elimden.
Sen, kadın. Bir zamanlar Hypatia'ydın. Çekemedim düşünmeni ve sorgulamanı. Yok ettim bu dünyadan seni. Parçalarına ayırdım bilgi dolu bedenini. Bu, matematiğin belki de tarihteki en kederli günüydü. Sayılar bile birbirine küsmüştü o gün. Bedeni parçalara bölen insanların varlığının yanında sayıların bölünmesinin ne anlamı kalırdı?
Sen, kadın. Bir zamanlar tekstil fabrikasında hakkını aramak için grev yapan kadınlardın. Kitledim seni içeri, yaktım 129 tane benzerini acımadan. 8 Mart Dünya Kadınlar Günü'ne sebep oldum.
Sen, kadın. Bir zamanlar Anne Frank'tin. Aldırmadım sadece masum bir çocuk olmana. Yeryüzü ve savaşlar daha çok ölü istiyordu. Attım insanlık ayıbım olan toplama kamplarımın içine seni. Senin gibileri toplarken aslında hayatın içinden çıkarmıştım sizleri. Dört işlem arasında çarpan kalpler ve bölünen ırklar bu